TOP

NEW YORK’UN GELMİŞ GEÇMİŞ EN GÖRKEMLİ EVLERİ

New York’un gelmiş geçmiş en görkemli ve titizlikle tasarlanmış evleri “New York Splendor: The City’s Most Memorable Rooms” adlı kitapla kutlanıyor.

Kapalı kapılar ardındaki etkileyici evler her zaman ziyarete açık değil. Kimi zaman önünden geçerken kadife perdesini, antika vazosunu veya duvar kâğıdını gördüğümüz odalar merak unsuru olarak mahremiyetini korurken, Wendy Moonan “New York Splendor: The City’s Most Memorable Rooms” kitabında okuyucuyu New York’un en sıra dışı odalarına götürüyor ve bu gizeme kısmen son veriyor. Kitap, 1970’lerden 2000’li yıllara kadar, günümüzün en iyi dekoratörleri tarafından tasarlanan, bazıları artık mevcut olmasa da, tasarım erbabı Moonan tarafından hatırlanan, kusursuz detaylar, değerli eşyalar ve akıllı tasarım hileleriyle dolu 112 evin ayrıntısını sayfalarına taşıyor. New York’ta en beğendiği evlerin kısa bir özetini oluştururken, unutulmaz iç mekânları okuyucularla buluşturmayı hedefleyen Moonan hayranlık ve keyif uyandıran etkilerin peşine düşmüş. Yazar, kitapta adı geçen evlerle ilgili “Dünya Ticaret Merkezi’nin gölgesinde kalan dramatik, çağdaş Tribeca tripleksinden, Brooklyn’deki bir şehir evine ve Versailles Sarayı’nda yer alabilecek bir oturma odasına kadar uzanan eklektik bir grup” sözlerini kullanıyor. Kimi zaman büyük, kimi zaman klasik veya modern olmak üzere farklı stillere sahip evlerin ortak özelliğinin ise ihtişam olduğunu söylüyor Moonan.

Bu mekânları birleştiren de, onları koruyan da yetenekli insanların tutkusu olmuş. “Bunlar, müşterilerin hayallerini gerçekleştirmek için çalışan yetenekli kişiler. Görsel olan bir dili paylaşıyorlar.” Kitapta her ev bireysel dekorasyonu ile tematik başlıklar altında toplanıyor ancak bir bütün olarak estetik bir uyum yakalıyor.

Dekoratör Stephanie Stokes’un tasarladığı çizgili koltuk, neoklasik bir şömine ve dört set kapılı bir duvar dolabının bulunduğu masalsı Yukarı Doğu Yakası evindeki giyinme odası ‘bir beyefendinin vahası’ adı altında yer alıyor. Evin girişimci sahibi, Stokes’a evini dekore ettirmeden önce evdeki en önemli odanın iş görüşmeleri yapmak, televizyon seyretmek veya kitap okumak için tasarlanan, ‘vaha’ niteliğinde bir giyinme odası olduğunu söylemiş. Oda yalnızca 28 metrekare olmasına rağmen, Stokes erkek gardırobuna dair oldukça titiz bir çalışma yapmış. Takım elbise, ceket ve pantolonlar için ayrılmış bölümlere açılan dört set kapılı bir dolap kurmuş, çoraplar ve ayakkabılar için ekstra bölmeler eklemiş. Eldiven, saat ve kol düğmesi gibi aksesuarlar ise Regency döneminden bir dolapta muhafaza ediliyor. Christopher Hyland el yapımı duvar kâğıdı, odaya rahat ve sıcak bir hava ekliyor.

Kitapta yer alan özenle tasarlanmış evlerden biri de eski yatırım bankacısı Christopher H. Brown’a ait. New Yorklu dekoratör Brian J. McCarthy’nin uzun süreli müşterisi olan Brown, dekore ettirdiği ‘Sutton Place’ yemek odasının olabildiğince ‘İngiliz’ görünmesini istemiş.

Chippendale sandalyeleri, Adam büfe, Wedgewood cam avize ve 18. yüzyıl İngiliz gümüşlerinin yer aldığı yemek odası kitapta ‘Doğu’daki Londra’ başlığıyla yer alıyor. McCarthy, dört duvarı kaplayan ve odanın İngiliz antikaları ve Sultanabad halılarıyla rüya gibi atmosfer yakalayan ‘Hudson Nehri Vadisi’nin geniş resmi için New Yorklu dekoratif sanatçı Susan Huggins’e gitmiş.

Yetenekli New Yorklu mimar William T. Georgis’in, 1910 yılında inşa edilen beş katlı bir Yukarı Doğu Yakası şehir evini tamamen bambaşka bir eve dönüştürdüğü, Moonan’ın ‘vahşi düzen’ olarak tanımladığı oturma odası, koleksiyondaki çarpıcı seçkilerden bir diğeri. Çağdaş sanat eserlerinin antika Barok parçalar ve eski bir disko topu altında yer aldığı dekor, alışkın olmadığımız ve sıra dışı bir biçimde derlenmiş. Georgis tasarımı olan ipek kadife zebra koltuklar, Antik Roma heykeli ve Alex Katz’ın çizimi Georgis portresi ile aynı atmosferi paylaşıyor. Kırmızı kadife koltuk ve yastıklar ise evin egzotik ve özgür ruhunu yansıtıyor. “Önemli olan, hem görsel hem de ideolojik yankıları şaşırtan ve yaratan canlı, sıra dışı bir karışım yaratmaktı” diyor ünlü mimar.

New York’un Amerika’daki yaratıcılığın üssü olduğunu söyleyen Moonan, bunu göstermek için çarpıcı, özel odalardan daha iyi bir yer olmadığının altını çiziyor. Her zevke hitap eden, modernden barok stile kadar akıllara durgunluk veren güzel odaların hikâyesini okumak heyecan verici.

Hazırlayan: Mergim Özdamar

seda@mayadijital.com