TOP

Kapadokya’nın Kutsal Oteli

sacred house kapadokya (7)

 

60 milyon yıllık geçmişiyle her köşesi tarih kokan Kapadokya’nın mistik atmosferiyle bütünleşen bir yer var: 250 yıllık bir Rum konağında eşsiz bir otele dönüşen Sacred House. 13 yıl süren restorasyonla şimdiki halini alan otelde, kendinizi bir masalın içindeymiş gibi hissedeceksiniz.

Erciyes, Hasandağı ve Güllüdağ’ın lav ve küllerinden oluşan yumuşak tabaka, yağmur ve rüzgârla aşınıyor ve ortaya Kapadokya’nın dünyaca ünlü coğrafyası çıkıyor. Tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapan ve her biri için kutsal bir sığınak olan Kapadokya, her köşesinde bir sır saklıyor gibi… Sessizliği ve huzuru gerçek anlamda yaşayabileceğiniz kaçış noktalarından biri de aynı zamanda. Hal böyle olunca, konaklamadan yemeğe kadar her alanda, ince zevk ürünü alternatifler daha çok tercih edilir oldu. Tam da bu düşünceyle, bundan 13 yıl önce kolları sıvayan Turan Gülcüoğlu, Sacred House’u yaratmış. Ürgüp’teki bu otelin hem kurucusu hem de işletmeci ortağı olan Gülcüoğlu, aşk, tutku ve şefkat arayanlar için en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş bir mekân yaratmış. Tarihi değeri bulunan hiçbir dokuya zarar vermeden ve bu detayları son teknoloji ürünü imkânlarla işleyen Sacred House’un, her biri farklı bir ada ve dekorasyona sahip 21 odası bulunuyor. Full Moon, Sanctuary, Bacchus, Harem, Old Chapel, Anka’s Lair, Deep Forest odalara verilen adlardan bazıları… Kesme taş işçiliğiyle yapılan oteldeki oda dekorasyonu da, taşların bu özelliğini ön plana çıkaracak şekilde yapılmış. Antika mobilyalar, şömineler, Rönesans eserlerini anımsatan büyülü heykeller ve ünlü ressamlara ait tablolarla dolu olan odalar, yüksek tavanların ve loş aydınlatmaların yarattığı atmosferi tamamlıyor. Turan Gülcüoğlu, Sacred House’un doğuş hikâyesini şöyle anlatıyor: “Bundan 13 yıl önce, şehir hayatı ve sisteme adaptasyon sıkıntıları nedeniyle, Ürgüp’ün arka sokaklarında, virane bir evin restorasyonu ile başladı ‘Kutsal Ev’in hikâyesi. Bu yolculukta amacım, yüksek kültürün sofistike, entelektüel ve aristokrat mekânını yaratmaktı. Burası, kendine ait benzersiz bir karaktere, enerjiye ve aura’ya sahip, teması ‘erdemler’ olan kutsal bir sığınak olsun istedim. Aşk, tutku, sevgi gibi güçlü duyguların içinde kutsal bir şeyler de taşıdığı inancıyla adlandırılan Sacred House, ticari nedenlerden ziyade, ruhani ve estetik kaygılardan doğdu. İyi ve kötü arasında taraf olacak benzersiz bir kimlik ve içsel bir varoluş yolculuğu olarak ortaya çıktı.” Otelin girişi oldukça ihtişamlı; geçmişin izlerini taşıyan büyük kapıdan girdiğinizde sizi lobi karşılıyor. Burada hemen göze çarpan detaylardan biri, aynı zamanda bir cerrah olan İspanyol ressam Dino Valls’a ait ve Âdem ile Havva’nın yeryüzüne indirilişlerini canlandıran tablolar. Turan Gülcüoğlu, bu tabloları, kendi tasarımı yılan figürlü şöminenin iki yanına yerleştirmesinin nedenini şöyle anlatıyor: “Âdem ile Havva’nın arasındaki yılanlı şömineyi, sonradan aralarına girecek olan yılanın hikâyesini düşünerek kurguladım ve bu nedenle tabloları şömineyle birbirinden ayırdım.” Şömine üzerinde asılı taşlar ise Kapadokya’da yaşamış tüm eski kültürlere ait yazıtların bir koleksiyonu. Loş ve mistik havaya uygun ışıklandırma sistemi de sıcak, dramatik ve bol gölgeli köşeler yaratmak amacıyla tasarlanmış. Duvardaki aplikler Kadıköy’deki bir antikacıdan alınan Art Nouveau akımının etkisindeki tasarımlardan oluşuyor. Bar ve restoran bölümleri, su kemerini andıran beyaz kolonlu bir yapıyla birbirinden ayrılıyor. Venedik stili bu kolonlar, neo-klasik ve oryantal detaylarla birlikte kullanılmış. Bar sandalyeleri ise İngiliz klasik stiline uygun şekilde restore edilmiş. Restoran bölümündeki masanın üzerinde yüksek kilise şamdanları kullanılmış. Zemin, Karadeniz bölgesindeki yıkılan eski ağaç ambarlarından alınan meşe ağaçları ile döşenmiş. Bar bölümündeki zeminde ise Kapadokya bölgesine ait kayrak taşları kullanılmış. Turan Gülcüoğlu, doğal görünümü bozmamak için taşların arasındaki çimleri olduğu gibi bırakmış. Barın arkasındaki altın rengi ayna, 1800’lü yılların Fransa’sından. Ayna üzerindeki melek figüründe ise barın adı olan “Angels & The Searchers” yazıyor. Bar avizesi, Fransız rokoko tasarımı. Barın iki yanındaki heykeller ise İtalya’dan getirtilmiş. Bu bölümün müzik sistemi, kullanılabilir durumdaki eski bir His Masters Voice gramofon ve Vintage Marantz marka anfiden oluşuyor. Barda otururken inceleyebileceğiniz bir de antika kadeh koleksiyonu var. Tüm kırmızı cam aksesuarlar ise Murano markasına ait bir koleksiyon. Odalara çıkarken yine bir şömine köşesi karşılıyor sizi. Yüksek asma katlarla hareketlendirilen bölümde, bir noktaya kadar bir sütun üstünde yükselen merdivenler, zincirlerle tavana asılmış olarak devam ediyor. Basamaklar, 12 cm kalınlığında meşe ağacından üretilmiş. Duvarlarda ise Kapadokya bölgesinin tüf yapısına ait taşlar kullanılmış. Turan Gülcüoğlu, bu bölümü de aslına uygun şekilde tasarlamak istemiş. Bu nedenle duvar taşları, belirli bir yüksekliğe kadar ölçülü formda, sonrasında yine aynı taşın parçalanmış formları şeklinde örerek uygulanmış. Zemindeki ahşap, eski masif meşelerden üretilmiş. Duvarda ve tavanda 1800’lü yıllara ait Fransız aydınlatmalar var. Koltuk takımları da yine Fransız ve döşemeleri bile hasar görmeden günümüze kadar gelmeyi başarmış. Şömine, Turan Gülcüoğlu tasarımı. Üzerinde “Quo Vadis?” (Nereye gidiyorsun?) yazıyor. Angels & The Searchers adlı restoran ve kış bahçesi içindeki bar, gizemli detaylara sahip ve oldukça görkemli. Dinlenme ritüelinize kitap okumak da dâhilse en yenisinden kült eserlere ve antika kitaplara kadar uzanan geniş bir kütüphanesi var. Kütüphane, neo-klasik formda tasarlanmış bir niş. Bu nişe melek formlu iki konsol eşlik ediyor. Hemen önündeki sehpada bulunan şamdanlar ise Ermeni işi bronz tasarımlar. Otelin içindeki özel spa alanı, Dante’ye atıfla Inferno adını almış. Havuz başındaki melek figürleri, W. Blake’e ait bir sözün yazılı olduğu bir plaka taşıyor. Şömine bölümünde ise minik boynuzlarıyla şeytanı simgeleyen bir başka melek figürü bulunuyor. Otelin alt bölümündeki bu alan yeraltı cehennemini, diğer bölümler ise cenneti temsil ediyor. Buradaki tüm aydınlatmalar, şamdanlar ve heykeller, orijinal antika parçalardan oluşuyor. Yatak odalarındaki yatak başları, yatak ucu ve komodinler, Art Nouveau stilinde işlenmiş taş tasarımlardan oluşuyor. Duvar aplikleri ise 15. Louis Döneminden. Yer döşemeleri, otelin tamamında kullanılan masif eski meşelerden. Archangel adı verilen odadaki şömine bölümü neredeyse tümüyle mermer olarak inşa edilmiş. Şöminedeki heykelde, Mikail’in Şeytan’ı bin yıllığına tekrar cehenneme gönderdiği Armageddon’dan ilham alınmış. Turan Gülcüoğlu, bu odayı baş melek Mikail’e ithaf ettiğini söylüyor. Şöminenin hemen yanındaki masa ve koltuk takımı ise Rönesans Dönemine ait. Bakara vazoyu taşıyan jardinyer ve bronz tabak da odanın antika parçalarından.

 

cigdemh@group-medya.com