Ana SayfaTasarımGELENEKSELIN ÇAĞDAŞ YORUMU

GELENEKSELIN ÇAĞDAŞ YORUMU

Özenle işlenmiş çok yönlü projeleri ile son dönemin öne çıkan tasarım stüdyolarından biri olan Workstead’in tarih ve insan odaklı tasarımları arasında ilham verici bir yolculuğa çıkıyoruz.

Hazırlayan: Sharon Doncourt

2009 yılında kurulan Workstead, mimarlık, iç mimarlık, mobilya ve aydınlatma tasarımını kapsayan multidisipliner yaklaşımlı bir tasarım stüdyosu. Kuruluşundan bu yana tasarladığı kendine has farklı projeleriyle uyumlu bir vizyon yaratan Workstead’in ödülleri de bulunuyor. Son on yılda, hem konut iç mekânları hem de Brooklyn’deki Wythe Hotel ve New York Hudson’daki Rivertown Lodge gibi daha büyük ölçekli projelere imza atan tasarım stüdyosu, tüm projelerinde müşterilerini ve toplumu dikkate alarak modern iç mekânlar, mimari ve tarihten ilham alan mobilya tasarımları yaratmak için yerel zanaatkârlarla birlikte çalışıyor. AD 100 listesine de dahil olan tasarım stüdyosu, yakın zamanda New York’un en gözde restoranı olan Le Rock’ın iç tasarımını da gerçekleştirerek popülaritesini pik noktasına taşıyor. Workstead’in kurucu ortakları Stefanie Brechbuehler ve Robert Highsmith ve iş ortakları Ryan Mahoney, Rhode Island School of Design’da yüksek lisans öğrencileri olarak bir araya geldiklerinde, sanki bir araya gelmek kaderleriymiş gibi, anında bir bağlantı hissetmişler. Tasarım hakkındaki bakış açıları ve fikirleri o kadar uyumluymuş ki kısa sürede ayrılmaz bir topluluğa dönüşmüşler. Rizzoli tarafından yakın zamanda yayımlanan ‘Workstead: Interiors of Beauty and Necessity’ isimli monografilerinde, bu son derece organik çalışma biçiminin hem tasarım hem de stil yaklaşımlarını nasıl şekillendirdiğini detaylı bir şekilde anlatıyorlar. Workstead’in amacı, hem içerdikleri nesneler hem de onları deneyimleyen insanlar için bir yer duygusu yaratan sorumlu, bağlam odaklı işler tasarlamak. Paletleri güçlü ve zengin, ancak rafine ve verimli de. Projelerinde her zaman birinci sınıf işçilik ile kendini gösteren geleneksel bir öğenin çağdaş bir yorumlamasına rastlamak mümkün. Tasarladıkları her şey, bir projenin özel işlevsel ihtiyaçlarının çözülmesiyle şekilleniyor. Sonuçta ortaya Workstead’in başta ahşap olmak üzere doğal malzemelerle hayata geçirdiği benzersiz tasarımlar çıkıyor.

LE ROCK

New York’ta yeni açılan Le Rock bölgede brasserie konseptini en iyi hayata geçiren ikili Lee Hanson ve Riad Nasr’ın yeni mekânı. Workstead, Le Rock için Art Deco tasarım öğelerini birleştirmiş. Rockefeller Center’da bulunan mekânın malzemelerini seçerken, özünde New York hissi veren bir renk paleti ve ambiyans kurgulamışlar. Eski terrazzo zeminler, Rockefeller Center etrafında koşanlara selam veriyor adeta. Yeşil bir Verdigris perde, bar ile yemek alanları arasındaki engelleri en aza indirecek şekilde ayırıyor ve ilerideki mutfakla görsel bir bağlantı sunuyor. Uzun yemeklerin desteklendiği banket oturma düzeni, küçük bistro masalarıyla buluşturularak esnek oturma şekillerini destekleyen bir mekân tasarlanıyor.

CANOE PLACE INN

Ülkenin en eski kırsal küçük oteli olarak tanınan Canoe Place Inn, Manhattan’ın yaklaşık iki buçuk saat doğusunda Long Island’ın Güney çatalındaki Hampton Bays’de yer alıyor. İlk olarak 1697’de açılan otel, Workstead tarafından geçmişten ilham alınarak “deniz kenarında bir bahçe” olarak yeniden tasarlanıyor. Seçilen renk paleti Hamptons kıyısına referans veriyor. Gustav tarzının Wiener Werkstätte gibi tasarım öğeleriyle kombinlendiği stiliyle dikkat çeken otelin, denize nazır mimariyle yeni bir boyut kattığı söylenebilir. Çağdaş hareketlerle vurgulanan köşeli resepsiyon masası farklı dönemlerin sıra dışı birlikteliğinin iyi bir örneği. Panelli tavanlar, kiremit taş yüzeyler, çayırı andıran bir halı gibi detaylarla sahil kasabası hissiyatı iç mekânlarda da vurgulanmış.

TWIN BRIDGES

Kitapta yer alan Twin Bridges ise Workstead tarafından restore edilmiş Hudson Vadisi’ndeki 19. yüzyıldan kalma bir Viktorya evi. Bu binayı eski ihtişamına kavuşturan stüdyo, evde daha fazla alan yaratmak için ek olarak çağdaş bir çiftlik pavyonu da tasarlamış. Amaç, 19. yüzyılın tarihini modern özelliklerle donatmak. Ev sahibi bu pavyon için modern bir iç mekân istemiş Workstead ekibinden, bu nedenle her alan temiz mimari özelliklere sahip, doğal tonlar ve siyah vurgularla uyumlu. Yaşam alanında dikkatleri üstüne çeken şömine, Workstead tasarımı Orbit’avize, DS88 Sede kahverengi deri koltuk ve Natan Lindberg tasarımı sehpa göze çarpıyor. Oturma, yemek ve mutfak alanları sorunsuz bir şekilde iç içe geçerek sahibinin misafirleri kolaylıkla ağırlamasına olanak tanıyor. Duvarlar ve tavanlar beyaza boyanmış, zeminler açık ve havadar bir his yaratmak için beyaz meşe ahşap ile kaplanmış. Tavandan zemine cam kapılar, çevredeki beş dönümlük tarım arazisine karışan arka güverteye doğru açılıyor. Pavyon, temiz çizgiler ve doğal tonlarla minimalist bir yaklaşımı yansıtırken, Viktorya dönemi evi, duvar kâğıdı, mobilya, sanat eseri ve renk kullanımlarıyla tam tersini sunuyor. Workstead, evin ön kısmındaki cesur Viktorya tonlarını ve mobilyalarını birleştirmiş ve ardından farklı iç mekânların zahmetsizce karışmasını sağlamak için arkadaki odaları aydınlatmış.

Robert Highsmith, Stefanie Brechbuehler, Ryan Mahoney

SON YAZILAR

BENZER YAZILAR