Bazen yan yana getirmeye çekindiğimiz renklerin doğada ne kadar güzel durduğunu fark ediyoruz.
Bir çiçeğin pembesiyle yaprağının yeşili ya da kelebeğin kanatlarındaki birbirinden farklı tonlar veya toprağın sıcak renklerine eşlik eden o maviler… Doğada hiçbir renk diğerine uyum sağlamak için çabalamadan bunu yapıyor. Yine de hepsi bir şekilde bir araya geliyor.


Bu durum, iç mekânlarda renk seçerken de küçük bir hatırlatma yapıyor ve bizim için en güzel ilham olabilir. Her şeyin birbiriyle uyumlu görünmesi için aynı tonlarda olması gerekmiyor. Bazen hiç düşünmediğimiz bir renk eşleşmesi, bazen de alışılmışın dışındaki bir kontrast mekânın bütün havasını değiştirebiliyor tıpkı doğadaki gibi. Pastel sarının koyu yeşille, turkuazın toprak tonlarıyla ya da pembenin bordo ile buluşması gibi farklı eşleşmeler doğru şekilde bir araya geldiğinde beklenmedik güzellikler yaratabiliyor.
Aslında ilham almak için çok uzağa gitmeye de gerek yok. Bir çiçek buketine bakmak, yürürken dikkatimizi çeken bir ağacın renklerini fark etmek ya da yağmurdan sonra toprağın aldığı tonu görmek bile yeni bir renk paletinin başlangıcı olabilir. Bazen düşünüp kafa yorduğumuz o aradığımız fikir, zaten her gün yanından geçip gittiğimiz bir yerde duruyordur.


Belki de renkleri eşleştirirken biraz daha cesur davranmalı, görebilmeli, alıştığımız kombinasyonların dışına çıkmalıyız. Sonuçta doğa, bir araya gelmez sandığımız renkleri her gün yan yana getirip bizlere örnek oluyor.
Bize de biraz dikkatle bakmak ve denemekten çekinmemek kalıyor…