Be Interiors’ın kurucusu İç Mimar Buket Güney, Bursa Bademli’de konumlanan House of Q projesinde yalnızca estetik bir yaşam alanı tasarlamakla kalmamış; ev sahiplerinin günün temposundan uzaklaşıp nefes alabilecekleri sakin, dingin ve karakter sahibi bir atmosfer kurgulamış.
Fotoğraflar: BURAK TEOMAN
B Interiors imzasını taşıyan House of Q projesi, Bursa Bademli’de doğayla iç içe bir villa sitesinin içerisinde konumlanıyor. Şehir merkezinin yoğun temposundan uzak ama kentle bağını tamamen koparmayan bu sakin yaşam kurgusunda, ev sahipleri, daha kendilerine dönük bir yaşamın başlangıcına adım atmak istemişler. İç Mimar Buket Güney, aile için günün temposundan uzaklaşıp eve geldiklerinde nefes alabilecekleri bir yaşam alanı kurguladıklarını anlatıyor. Projenin çıkış noktası ise yapının güçlü doğal ışık potansiyelini daha görünür kılma fikri olmuş. Mevcut planda birbirinden kopuk ilerleyen mekânlar, tasarım sürecinde yeniden ele alınarak daha bütüncül bir yaşam deneyimine dönüştürülmüş. Girişten itibaren yaşam alanlarını ayıran duvarlar kaldırılmış; koridor duvarı büyük ölçüde açılarak panellerle yeniden şekillendirilmiş. Geri planda kalan merdiven kurgusu ve tavanda oluşturulan ışık detayları da açık planın bir parçası hâline getirilmiş. Böylece bahçeyle kurulan ilişki güçlendirilirken, gün ışığının evin farklı noktalarından daha yoğun hissedilmesi sağlanmış.


Tasarım yaklaşımında ev, baştan sona tek bir malzeme dili üzerinden düşünülmüş. Beton görünümlü yüzeyler; zemin, duvar ve tavanda kesintisiz devam ettirilirken, kapılar ve merdiven de bu bütünlüğe dahil edilmiş. Temiz ve yalın bir başlangıç fikriyle kurgulanan bu yaklaşım, evin genel atmosferine güçlü ama sakin bir karakter kazandırmış. Ev sahiplerinin koyu tonlara yakınlığı ve alışılmışın dışında bir atmosfer talebi de projenin karakterini belirleyen önemli unsurlardan biri olmuş. Doğal malzemelerin dokular ve tonlarla yeniden yorumlanan bu yaklaşım, mekâna rafine ama güçlü bir ifade katmış. Baştan beri “sessiz ama etkisi güçlü” bir ev hayaliyle ilerleyen projede, dinginlik hissi merkezde tutulmuş. İçinde vakit geçirildikçe detayları fark edilen, zamanla yaşayan ve kullanıcıyla birlikte dönüşen bir mekân kurgusu hedeflenmiş.


Gün ışığının gün boyunca evin içinde dolaşan doğal bir akış yaratması, akşam saatlerinde ise mekânın neredeyse dingin bir atmosfere bürünmesi özellikle önemsenmiş. Bu nedenle ışık, yalnızca teknik bir unsur değil; mekânın ruhunu belirleyen temel bileşenlerden biri olarak ele alınmış. Projede yaşam alanları kadar mutfak da sosyal hayatın merkezinde konumlandırılmış. Bahçeyle ve ortak yaşam alanlarıyla görsel ilişki kuran mutfak kurgusu, evin genel akışkanlığını destekleyecek şekilde tasarlanmış. Konforun önceliklendirildiği mekânda; sanat eserleri, objeler, dokular ve seçilen malzemeler birlikte rafine bir atmosfer oluşturulmuş. Banyolarda kullanılan koyu renk lavabo ve küvet seçimleri ise alışılmış banyo algısını bilinçli olarak kıran detaylar arasında yer alıyor.


Gün ışığıyla doğrudan ilişki kuran bu mekânlarda koyu yüzeyler gün boyunca farklı tonlara bürünerek dinamik bir etki yaratıyor. Evde yer alan beş banyoda da porselen yüzeyler tercih edilerek hem bütünlük hem de dayanıklılık ön planda tutulmuş. Özellikle girişteki misafir tuvaletinde ve ebeveyn banyosunda kullanılan ayaklı lavabolar, mekânlara daha heykelsi bir ifade kazandırmış. Çocuk ve genç odalarında ise daha özgür, kullanıcıyla birlikte dönüşebilecek ve zaman içinde farklı ihtiyaçlara adapte olabilecek bir yaklaşım benimsenmiş.


Sıcak ve yumuşak bir atmosfer hedeflenen bu alanlarda kişisellik öne çıkarılmış. Misafir odasında ise gün ışığının doğrudan değil, filtrelenerek mekâna yayılması istenmiş; malzeme, doku ve ışık ilişkisi birlikte değerlendirilmiş.
Sanat eserleri ve aydınlatma seçimleri de evin genel atmosferini tamamlayan önemli parçalar olarak öne çıkıyor. Ait oldukları noktaya yerleşen sanat eserleriyle birlikte, çoğunlukla ithal tercih edilen aydınlatmalar yalnızca ışık veren objeler değil, atmosfer kuran elemanlar olarak değerlendirilmiş.