Ana SayfaHayatın İçindenİlber Ortaylı'nın çalışma alanı

İlber Ortaylı’nın çalışma alanı

O cumartesi sabahı kendimi sınava girecek bir çocuğun heyecanını yaşamaktan alıkoyamıyorum. Dile kolay, koskoca Tarih Profesörü İlber Ortaylı’nın Ortaköy’deki evine, çalışma odasını incelemeye, sohbet etmeye gidiyorum! Ansiklopedi karıştırıp karıştırmamak arasında bocalıyor, “son gün çalışmanın faydası olmaz” diyerek vazgeçiyor, çareyi her imtihan öncesi en başarılısından, en cahiline umut ışığı olan okunmuş şekerde bulmak üzereyken kaderime razı olup yola koyuluyorum. Bunca senelik bilgi birikimim hafızamdan siliniyor bir anda sanki; kendimi ilk okuldan terk olduğum fikrine inandırıyor, bilmediğim yerden sorarsa hemen konuyu değiştireceğime dair amatörce planlar yaptıktan sonra, nihayet kapıyı çalıyorum. Karşılaştığım manzara tam da tahmin ettiğim gibi; Dostoyevski’den Tolstoy’a, Marx’tan, Çehov’a dünyaca ünlü yazarların kitaplarıyla çevrelenmiş durumdayım. Korkularımı bir kenara bırakıp orada bulunduğum süre içinde hayranlık duyduğum bu dopdolu kişilikten faydalanma kararı alıyorum ve Ortaylı ile ayaküstü sohbete başlıyoruz. Kurduğu her cümlede yeni bir şey öğretmekle kalmıyor, aynı zamanda bizi gülme krizine sokuyor! Olayları yorumlama ve aktarma şekli öylesine eğlenceli ki; saatlerce o odada kalmak istediğimi hissediyorum. Tüm dünya tarihine olan hâkimiyetinden yola çıkarak günümüz şartlarını mizahi bir dille değerlendirmesi onu eşsiz kılan, bunu kısa sürede fark ediyorum. Daha çok anlatsın diye gözünün içine bakıyor, sordukça soruyor, her geçen diyaloğumuzda kendimi şanslı sayıyorum. Yeni bir çalışma içinde olup olmadığını merak ediyorum; “Bilmediğiniz bir şey yapmıyorum, iki kitabımı genişletmekle meşgulüm, o kadar” diye cevaplıyor. Dağınık veya tertipli bir ortamda çalışmak onun için pek bir önem arz etmiyor; “Rahat edeceğim ortam istiyorum. Her yer en nihayetinde dağılır zaten, boyuna kitap mı yerleştireceğiz?” diyor. Daima lügatlarının yanında oturuyor, mümkün mertebe hepsinden ikişer tane bulunduruyor etrafında. Elle yazıyor, bilgisayar kullanmıyor, Twitter hesabının da olmadığını sözlerine ekliyor. “Kötü kalemle, kötü deftere yazmayı tercih ederim” cümlesini kurduğu anda bakışlarımda beliren şaşkın ifadeyi fark edip, konuya açıklık getirmek istediğinden olacak; devam ediyor: “Öyle, çünkü en güzel defterleri alırsın ona yazacağım diye, o güzel defterlere harcıâlem şeyleri yazarsın. En berbat kâğıtlara ise en güzel şeylerini yazarsın, en kötü kalemle.” Kütüphanesindeki kitaplardan 5000 kadarı Galatasaray Üniversitesi’nde çıkan yangında yanmış, geri kalanlarının sayısını ise tam olarak bilmiyor, şimdi bir kısmını Yıldız Sarayı’nın kitaplığına vermeye hazırlanıyor. Klasik tasarımların çoğunlukta olduğu odasında birkaç tane modern sayılabilecek, cam masa yer alıyor. Kendisi için anlam ifade eden dekoratif objeleri seyahatlerinden topluyor, özellikle gemileri çok seviyor. İtalya’nın meşhur Commedia dell’Arte (sanat tiyatrosu) oyuncularının tamamının heykellerini ise büfesinde muhafaza ediyor. Dekorasyona fazla ilgi duymuyor, beğendiğini alıyor. Rahat bir koltuk ise olmazsa olmazlarından…

[imagebrowser id=1605]

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

SON YAZILAR

BENZER YAZILAR