Logo

Studio Born’un İlham Verici Başlangıç Hikayesi


Son zamanlarda beğendiğimiz çoğu marka kimliği çalışmasının ardında Studio Born ekibinin olduğunu fark ettik.

Ve onları yeni ofislerinde bulup keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Ebru Sile ve İpek Eriş

Eski iki reklamcı olan İpek Eriş ve Ebru Sile, ajans geçmişleri sayesinde tanışmışlar. Reklam sektöründe 15 yıla yakın çalışan ikili, her zaman görsel ağırlıklı kampanyalarda yer aldıkları için kendilerini klasik reklamcı olarak tanımlamıyorlar. Beraber çalıştıkları dönemlerde de birbirlerinden fikir alan Eriş ve Sile, bir süre sonra kendi işlerini kurmaya karar vermişler ancak işler hızla yoğunlaşınca güçlerini birleştirmeye karar vererek Studio Born’u kurmuşlar. Aldıkları bu karardan ise son derece memnunlar.

Portföyünüzde doktor ofisleri, yeme içme mekânları gibi farklı sektörlerden çalışmalar var. Bu kadar geniş bir yelpazeye yayılmak zorlayıcı oluyor mu?

Aksine, hep aynı sektörde proje aldığınızda her seferinde daha iyisini yapmak oldukça zorlayıcı olabiliyor. Farklı işlerin ve müşterilerin gelmesi bizim için daha kafa açıcı oluyor, bize farklı bakış açıları katıyor. Yeni markalarla tanışmak, sıfırdan hayata geçecek projelere şahit olmak çok heyecan verici. Araştırmalarımız genişledikçe tasarıma da olumlu etkileri oluyor. Sadece tek bir alanda iyi iş üretmenin yeterli olduğunu düşünmüyoruz. Önemli olan her markanın ihtiyacına, karakterine, ruhuna, hikâyesine göre iş çıkarabilmek.

Müşterileriniz sürece ne kadar dâhil oluyor?

Bazı müşterilermiz neyi isteyip neyi istemediğini tarif edebiliyor, bazıları ise tamamen bize bırakıyor. İşin önemli bir kısmı ise müşterinin ve markanın hikâyesini doğru anlayabilmek… Çalışma metodumuz aslında çok sistematik. Bizimle çalışmaya karar verdikleri andan itibaren neyi ne zaman teslim edeceğimiz, ne kadar iş teslim edeceğimiz ve sorumluluklar konusu son derece netleşmiş oluyor. İyi kalitede iş üretmek için zamanı iyi planlamak da çok önemli. Bir markayı sıfırdan ele aldığımızda çalışma süreci olarak üç hafta gibi bir zamana ihtiyaç duyuyoruz. Bu sürecin sonunda farklı konseptler sunuyoruz. Böylece markanın tüm görsel matematiği çıkmış oluyor. Müşteri hangi konsept üzerinden ilemeye karar verirse, yorumlarını alıp tüm işleri buna göre sonuçlandırıyoruz.

Mimarlık ofisleriyle çalıştığınız projelerde süreç nasıl ilerliyor?

Her markanın ortaya çıkışı aynı akışta ilerlemeyebiliyor, bazıları mekân bulup mimari projesini geliştirdikten sonra bize ulaşıyor. Bu tarz projelerde mimariden ilham alıp, markanın kimliğini buna paralel oluşturuyoruz. Bazılarında ise önce kimlik çıkıyor, tasarımlarımız mimari projeye ilham oluyor. En keyiflisi ve ideal olan ise sürecin mimari proje ve marka
kimliği ile paralel olarak ilerlemesi. Mimarla bir araya gelip fikir
paylaşımı yapıyoruz, her şey çok organik gelişiyor. Tarzını sevdiğimiz
mimarlarla çalışmak bizi çok mutlu ediyor.

Dekorasyon ve mimari konusundaki yenilikler malzeme ve renk seçimlerinizi etkiliyor mu?

Kendimizi tekrar etmemek için her zaman yeniyi, iyi olanı takip etmeye çalışıyoruz. Gördüğümüz her şey bir ilham kaynağı olabilir. Kimi zaman en yeniden, en modernden kimi zaman geçmişten günümüze taşınacak kalitede olan en eskiden ve klasikten ilham alıyoruz.


Marka kimliği zaman içerisinde güncelliğini kaybeden ve yenilenmesi gereken bir olgu mudur? Yoksa zamansızlık üzerine mi şekillenir?

Bize gelen işlerin birçoğu zamanında yapılan kimliğin artık markayı iyi taşımadığına karar verilmesi ihtiyacından doğuyor. Bu durumda “re-branding” yapıyoruz, yani sıfırdan markayı daha iyi yansıtacak, yeni ve taze bir kimlik yaratıyoruz. Üzerinde düşünülerek yapılmış ve temeli sağlam işler uzun vadede markayı taşıyabilecek güçte oluyor. İsteğimiz; işlerimizin marka ile birebir örtüşen, zamansız, markanın büyümesini destekleyen ve marka ne kadar büyürse büyüsün onu iyi taşıyacak bir kimlik olması. Bu şekilde kısa sürede marka insanlarla güzel bir bağ kuruyor.

En son tamamladığınız projeler neler?

Arnavutköy’de deniz kenarındaki köşk içeresinde harika tatlar yaratan Gabfoods, Reşitpaşa’da Floral Cafe olarak yenilik getirip popüler olan Misk ve yakında Nişantaşı’nda açılacak yepyeni bir konsept store olan Openhaus var. Bu projelerde Aslı Baysan Birgen ve Studio AB ile beraber çalıştık. Münih’te açılacak olan Teapod Cafe’yi de Barlas + Parlak ile sürecin en başından itibaren beraber ilerleyerek tamamladık. 

Hazırlayan: Ilgın Gözelekli

Fotoğraf: Erhan Tarlığ

admin