TOP

SERKAN YÜKSEL: ”ÇALIŞMALARIMDA TEK İSTEDİĞİM KENDİM OLABİLMEK, KENDİM KALABİLMEK”

Güncel sorunlara yönelik eleştirilerini güçlü sembol ve imgeler aracılığıyla aktaran, metafor kullanımı ve detaycı kurgusu aracılığıyla seyircilerini incelikli bir düşünme sürecine sevk eden Serkan Yüksel ile x-ist’teki “Sert Bir Rüzgâr Dolaşıyordu Meydanı” adlı ilk kişisel sergisini,sanatı ve ilham kaynaklarını konuştuk.

Serkan Yüksel

Son zamanlarda katıldığınız galerilerden en çok beğendiğiniz hangileri?

Serkan Yüksel: 2005-2008 yılları arasında C.A.M Galeri ile çalıştım ve bir önceki kişisel sergim yine burada gerçekleşmişti. Öncesinde başka galerilerle çalışmıştım ve sergiler düzenlemiştim. Her biri ile iyi ilişkiler kurduğumu, sorunsuz çalıştığımızı, iyi işler yaptığımızı ve bana çok şey kattıklarını düşünüyorum. Şimdi  x-ist galeri ile çalışıyoruz ve x-ist’te açacağım kişisel sergim ve devamında yapacağımız çalışmalar beni çok heyecanlandırıyor. x-ist’te açacağım “Sert Bir Rüzgar Dolaşıyordu Meydanı” isimli sergim, galeri bünyesindeki ilk, benim ise altıncı kişisel sergim oluyor.

Serginin isim hikâyesi  var mı? Varsa bahsedebilir misiniz?

S. Yüksel: Açacağım serginin ismi “Sert Bir Rüzgar Dolaşıyordu Meydanı”, Enis Batur’un 2002 yılında,  ben Marmara Üniversitesi  Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü’nden mezun olduğum yıl yayımladığı ‘Bir Varmış Bir Okmuş’ isimli kitabından  alınmış bir cümledir. Enis Batur bu kitabında kurmaca bir William Tell hikayesini farklı düşünme biçimleriyle ve büyük bir ustalıkla anlatır. Dolayısıyla benim  metaforik anlatımlarım için de zemin sağlamıştır. Serginin temel fikri,  2004-2005 yıllarında yaptığım bir dizi heykel taslağından ve desenlerden yola çıkarak yaşadığımız toplumsal süreci de değerlendirerek son halini aldı.

Orada Kim Bekliyor, Kim Avlıyor Beni

Toplum-birey ilişkisi eserlerinizde nasıl işliyorsunuz?

S. Yüksel: Unutmamayı tercih ediyorum. Hatırladıklarımı hatırlatmayı amaç ediniyorum.  Toplum, birey ve tarihin iç içe geçmiş çok katmanlı bir yapısı var. Bu katmanlı hali süreçler ve metaforlar olarak ele almayı, hafızayı tetiklemeyi ve başka düşünme biçimlerine yol açabilmeyi istiyorum. Bunun için çaba sarf ediyorum. 

Serginizi hazırlarken ilham aldığınız kaynaklar var mı? Varsa bunlardan bahsedebilir misiniz?

S. Yüksel: Bu sergiyi hazırlarken önceki dönemlerimde yaptığım çizimlere, taslaklara ve oraya buraya yazılmış notlarıma bakmıştım. Belirttiğim Enis Batur kitabını bir çok kez daha okuyup notlar çıkarıp, düşündüğüm noktalarla ilgili çokça olmasa da araştırmalar yaptım. Bunun içerisine kimi kez müzikten  çoğunlukla edebiyattan esin kaynaklarım, en çok da yaşadığımız süreç dahil oldu.

Olmamaktı Olmak

Kullandığınız metaforlar hangileri?

S. Yüksel: Kullandığım metaforlar bana göre bir düşünce sisteminin açılımlarıdır ve yaşadığımız güncel olaylara, toplumsal süreçlere göre değişkenlik gösterir.  Her birini tek tek anlatmak çalışmaların sır perdesini aralamak olur. Ben izleyicinin üzerine düşünmesini  kendi gerçeklikleriyle başka çıkarsamalarda bulunmasını tercih ederim. Ama illaki bir örnek vermem gerekecekse ilk aklıma gelen durum bir çekirgenin sıçrayışı ile gittikçe berbatlaşan başka bir durumu göstermek isteyebilirim. Ya da bir doğa katliamından bahsedeceksem, üzerine geçiş ücretleri, vergiler filan gibi düşünceleri de ekleyeceksem köprüyü geçene kadar ayıya dayı demek ile ilgili günümüz gerçekliğiyle örtüşen çeşitli metaforlardan bahsedebilirim.

Resim ve heykel alanında tarzınızı nasıl tanımlıyorsunuz?

S. Yüksel: Herhangi bir tarz takıntım yok. Çizgi çıkışlı işler üretiyorum ama dünya üzerideki bir toz zerresi olarak kütleyle olan bağlarımı hiçbir zaman koparmadım. Çalışmalarımda tek istediğim kendim olabilmek, kendim kalabilmek.

Teşvik

Sanatsal üretim ve ilgi açısından, İstanbul’da zaman içerisinde algısal bir değişim olduğunu düşünüyor musunuz? Koşullar ve insanların algısı nasıl değişti?

S. Yüksel: Algısal bir değişim gözle görülür bir şekilde var. Dünya gittikçe globalleşiyorken bizim yapısal olarak içe doğru çöküşümüz, sanırım diğer  bakış açılarıyla birlikte mağaralarda yaşamamızı zorunlu hale getirecek. Bu sebeple zamanında, Jean Dubuffet’nin yazdığı  ‘Boğucu Kültür’ kitabını başucu kitabım olarak belirlemiştim. Ara ara dönüp bakıyorum, ülkemizdeki eğitim sistemini düşünüyor ve kızımın geleceği için endişeleniyorum. Ama endişelenmekle kalmayıp  “Sert Bir Rüzgar Dolaşıyordu Meydanı” isimli sergimi bu sebeplere dayandırarak açıyorum.

Sizin için defterin anlamı nedir? Nasıl bir defter kullanıcısısınız?

S. Yüksel: Defter benim başka dünyalarımın kapılarının anahtarıdır. Uzun yıllar defterlere çok ciddi zamanlar ayırmış biri olarak kendimi deftersiz düşünemiyorum. Bir zamandır çokça vakit ayıramasam da sanırım deftere karşı vefakar bir kullanıcıyım.

Teorisyen Otopsi

Eski ve yeni sanatçılardan birinin eskiz defterini görmeniz mümkün olsa bu kim olurdu?

S. Yüksel: Uzun zaman önce bir sosyal paylaşım sitesinde Pat Andrea’nın defter paylaşımlarını izlemiştim. Onun defterlerini ya da Sigmar Polke’nin defterlerini inceleyebilmeyi isterdim. Düşündükçe bu liste sanırım uzar.

Ne zaman ilham gelir ya da hangi zaman aralığında çalışırsınız?

S. Yüksel: İlhamı bekleyen biri değilim. İşimi beyin olarak yanımda taşıdığım için sürekli bir şeyler düşünüp kurgular yaparak başka bir dünyada yaşıyorum. Başka türlü dünya benim için çekilmez bir yer olurdu sanırım.  Gün içerisinde  ortalama 7-8 saat atölyede çalışmalarımla uğraşıyorum. Bazen de geceleri evde birtakım desenlerle ya da başka çalışmalarla, sanatsal okumalarla haşır neşir oluyorum.

ilk kişisel serginizden bugüne kadar sizin dünyanızda neler değişti?

S. Yüksel: Öncelikle okuma, araştırma ve buna bağlı olarak düşünme sistemimin, kavramlara bakış açımın değiştiğini söyleyebilirim. Açtığım sergilerin kataloglarını ya da çalışmalarımın arşivini incelediğimde düşüncelerin, kavramların ve tekniklerin gelişimini görebiliyorum. Ama yaptıklarıma bakıp düşünmekten çok yapmak istediklerimi düşünmek beni daha çok heyecanlandırıyor.  Bu yüzden kendi arşivini ve yaptıklarını sık sık kurcalayan biri değilim. Hepsinin arkasındayım,  hepsi benim ama yol da  benim.

Söyleşi : GİZEM AYSEL & YASİN BUĞRA LEVENT

gizema@groupmedya.com