TOP

RENKLİ VE SIRA DIŞI BİR ESTETİK ANLAYIŞI

Dada-ist’in kurucusu Deniz Doğruyol’un Küçük Bebek semtinde konumlanan üç katlı tarihi köşkü, geçmiş ve günümüz arasında köprü kuran, renkli, sıra dışı ve bir o kadar de estetik bir dekorasyona sahip.

Deniz Doğruyol

Dadaizmin kuralsızlığından, başkaldırıcı tavrından, insanları şaşırtma isteğinden, aklın tutsaklığından kurtulup hayal gücünün sınırlarını zorlama fikrinden yola çıkarak ürün, proje ve mekân tasarımı yapmayı hedefleyen Dada-ist’in kurucusu Deniz Doğruyol’un Küçük Bebek’te konumlanan ev ve atölyesi, geçmişin ışıltısını günümüze taşıyan, kendine has, retro bir film setini andırıyor. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nden mezun olduktan sonra, ilk stüdyosu “My Paper Art”ı 2008 yılında İstanbul’da kuran ve Türkiye’de birçok solo ve karma sergide yer alan Doğruyol, 2012 yılında Los Angeles’a yerleşmiş. Orada yaşadığı sürede Saddle Back Fine Arts’ta resim üzerine eğitimini tamamlayan tasarımcı,“Yaşamın içinde elle tuttuğum her şeyin benim malzemem olabileceği fikri ile çıktığım yolda, birçok farklı objeyi hayatın kendisinden aldığım ilham ile tasarladım” sözleriyle anlatıyor kendi hikâyesini. Art Monaco, Art En Capital başta olmak üzere Avrupa ve Amerika’da birçok solo ve karma sergide çalışmalarıyla yer alan Doğruyol, 2015’de Los Angeles’ta ‘Found Object Art&Design’ üzerine odaklanan Dada-ist “Heyecanlandıran İşler” atölyesini kurmuş. Şimdilerde ise İstanbul’da sanata ve tasarıma önem veren, kurumsal duruşlarını sanatla birleştiren markalara özel projeler geliştirip, uyguladığını söylüyor tasarımcı ve ekliyor:

“Markanın duruşunu yansıtacak, kendi mecrasında değerini ortaya çıkaracak ve marka felsefesi doğrultusunda özel projeler yaratıyorum.” İşlerinin projeye göre değişkenlik gösterdiğini söylüyor. “Kimi zaman kurumsallıklarını daha fazla ön planda tuttuğum, kimi zaman işin içine sakladığım, bazen de yeni çıkacak bir ürün projenin tek malzemesi olabiliyor. Sanat, bir markanın felsefesini ve değerini en etkili şekilde ortaya çıkaran mecra. Markalar sanat ve tasarımla beraber yürüdükçe yepyeni, heyecan verici projeler devam ediyor.” Los Angeles’ta başladığı ve Türkiye’ye döndüğünden beri üzerinde çalıştığı Dada-ist Retro koleksiyon tasarımları Doğruyol’u heyecanlandıran konulardan bir başkası. Geçmişte hayatımızda olan fonksiyonel, retro eşyaları modern çizgiler ile tasarlayarak yeniden yaşamımızın içine dâhil ettiğini söylüyor.

Tasarımcıya ilham veren en önemli unsurlardan biri yaşanmışlıkların bıraktığı izler. “Dönem hikâyeleri, fotoğrafları veya mekânları… Hikâyesi olan eşyalar, objeler, kıyafetler, kitap ve dokümanlar. Hayatın şeyleri diyorum ben onlara. Hayattan daha zengin bir ilham kaynağı olabilir mi zaten?”

“Anneannemin evindeki lambader yeni tasarımı ile hayatımıza tekrar giriyor. 50’lerin ayaklı, pirinç kül tablaları, toplanabilir parçalar ile yeniden tasarladığım retro sehpalar gibi geçmişte hayatımızı kolaylaştıran fakat bugün unuttuğumuz dekoratif eşyaları modern çizgileriyle tekrar hayatımızın içine alıyorum.” Dada-ist retro koleksiyonuna her sene heyecan ile yepyeni parçalar ekleme peşinde olduğunu da ekliyor. Ciddi bir ‘eskici’ olduğunun altını çizen Doğruyol, çok uzun yıllardır dünyanın çeşitli yerlerinden oldukça fazla eşya topladığını ve bunları atölyesinde birleştirip, dönüştürüp başkalaştırdığını söylüyor. “Bazen bu eşyalar çalışma sonunda bambaşka bir objeye dönüşüyor.

Deniz Doğruyol’un yaşam alanında ışık, ferahlık ve canlı renklerin yanı sıra kendi zevkini yansıtan özel detaylar ve objeler belirgin ögeler arasında.

Son zamanlarda yaptığım işlerin çoğu, aydınlatma objelerine dönüşüyor. Bu aralar aydınlatmaya çok düşkünüm. Bir nevi upcycling yapıyorum. Her biri sıra dışı, benzersiz koleksiyon parçaları oluyor. İkinci koleksiyonum da dönüştürme parçalardan oluşuyor.” İstanbul’un dış dünyasından tamamen uzaklaştıran ve 50’li yıllar Hollywood dünyasında hissettiren atölyedeki eşyalar, Deniz Doğruyol’un Los Angeles’ta geçirdiği altı uzun yıla, geçmişe ait eşyalara ve ‘found object art’a karşı duyduğu tutkuyu doğrular nitelikte. Tasarımcı kendi stilini “Eskici delisi, heyecanlı, hayalperest; hep yenilenme heveslisi, cesur ve mümkünse güncel moda olmayan her şey” sözleriyle tanımlıyor. Bu renkli, samimi ve hareketli tarz, evin farklı köşelerinde öne çıkan dinamik unsurlar olarak yer alıyor. Ev ve atölye tasarımında öncelik ev sahiplerine kendilerini rahat hissettirecek renkler, eşyalar ve ışık kullanmak olmuş. “Bizi yansıtan özel detaylar ve objelerden oluşuyor” sözleriyle anlatıyor tasarımcı 350 metrekarelik yaşam alanının dekorasyonunu. Tasarımcının yakın zamanda yer aldığı projeleri sorduğumuzda, büyük bir keyif, heyecan ve sabırla çalıştığı Caffè Nero Bebek projesinden bahsediyor. 1930’lardan itibaren Bebek’te yaşamış olan aileleri, sanatçıları, esnafları, Bebek için önemli kişileri, değerleri, kısacası Bebek’in gerçek sahiplerini bulup, o kişilerin bazen kendilerinden, kimi zaman da çocukları ya da torunlarından topladığı eşyalar, fotoğraflar ve hikâyeler üzerine kurgulanmış proje. Önümüzdeki dönemde ise yer alacağı iki karma serginin yanı sıra bir de kurumsal bir marka için özel bir proje üstünde çalışıyor.

Deniz Doğruyol’un olmazsa olmazları arasında geldikleri dönemin ruhunu taşıyan eşyalar, objeler, loş ışık ve şüphesiz ki renkler yer alıyor. En sevdiği renk tonları ise gri, hardal, kiremit ve yeşil.

Hazırlayan : MERGİM ÖZDAMAR

Fotoğraf : AHMET ÖZGÜR ÖZGER

gizema@groupmedya.com