TOP

ONUR BAŞTÜRK SEÇKİLERİ

‘İlham aldığım her şey, gezip tozduğum her yer Marie Claire Maison’a özel dekoratif bakış açısıyla burada..’

BODRUM’DAN LIZBON’A UZANAN SANATSAL BIR HİKÂYE

Bodrum’un Torba koyunda 2006’da açılmış, “sanat oteli” olarak da bilinen
meşhur Casa Dell’Arte’nin yurt dışındaki ilk şubesinde, Lizbon’daydım geçen ay. Meğer otel bir yıl önce sessiz sedasız açılmış ve şimdiden şehrin en hip otelleri arasında girmiş bile. Lizbon’un eski mahallelerinden Alfama’da yer alan Casa Dell’Arte her açıdan ilginç. Bir kere sadece üç odası var. Klasik bir otel gibi değil. Resepsiyonda sürekli birileri yok. Avlusu, ortak mutfağı ve her köşeden/ duvardan fışkıran şahane sanat eserleriyle aslında bir sanat koleksiyonerinin kocaman evinde kalıyormuş gibi hissediyorsunuz. Zaten otelin sahibesi Ahu Büyükkuşoğlu Serter’in asıl amacı da bu hissi yaratmakmış. Nitekim bunda başarılı olmuş da…

OTELİN HER YERİ SANAT ESERİ

1783 yılında, dönemin en ünlü çini ustalarından birinin yaptığı tarihi bir “palacette”de (“saray yavrusu” anlamında kullanılıyor) konuşlanan Lizbon Casa Dell’Arte’de 18. yüzyıldan kalma tarihi doku aynen korumuş. Bu da Lizbon otelleri açısından bir ilk. Çünkü genelde Lizbon otelleri modern ve minimalist çizgide. Hatta şehrin klasik dokusu çinileri çoğu otel söküyor duvarlarından. Casa Dell’Arte ise bunu yapmamış, çinileri aynen bırakmış. Tüm bu tarihi dokuya Ahu Hanım’ın ailesinin sanat koleksiyonu da eklenince ortaya gerçekten şık ve çok sanatsal bir iş çıkmış. Otelin salonunda, odalarda ve lobisinde sergilenen koleksiyonda yok yok. Hem yabancı sanatçılar hem de Türk sanatçılar var.Nuri İyem, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Neşe Erdok ve Nuri Bilge Ceylan; Türk sanatçılardan sadece birkaçı. Bu koleksiyonu da otelin diğer ortağı olan Gamze Büyükkuşoğlu yönetiyor.

İKİ YIL BEKLEMİŞ

Öte yandan Ahu Büyükkuşoğlu Serter’in aslında Lizbon’da otel açmak gibi bir planı yokmuş. Ama işleri için bu şehre sık sık gidip geldikçe şunu fark etmiş: Lizbon’un giderek yükselen bir destinasyon olduğunu… 1783’ten kalma binayı gözüne kestirince de Casa Dell’Arte’yi Lizbon’a açmaya karar vermiş. Ama binayı satın alabilmek için de tam iki yıl beklemiş. Ahu Serter’in sürprizleri Lizbon’la sınırlı değil. Bu konsepti şimdi diğer Avrupa kentlerine de taşımak istiyor.

JEAN NOUVEL’IN SON HARİKASINI GÖRDÜM, GEZDİM

Katar son yıllarda ismini sıkça duyduğumuz ülkelerden biri. Hatta öyle ki, İstanbul’da büyük bir yer satışa çıkmayagörsün ilk söylenti hep şu şekilde oluyor:“Katarlılar alıyormuş.” Misal: En son Bebek Oteli için aynı söylenti çıkmıştı… Peki Katar’ın kendisinde neler oluyor? Başkenti Doha gerçekten de “yeni Dubai” mi? Doha’ya en son dört yıl önce gittiğimde inşaatlardan ibaret bir şehirdi. Küçük bir merkezi vardı. Dubai olabilmesi için önünde uzun bir yol vardı. Deniz doldurularak inşa edilen, Dubai’nin Palmiye Adaları’na öykünen “Pearl” projesi yeni yeni başlıyordu. Geçen ay dünyaca ünlü isimlerin de açılışına akın ettiği National Museum vesilesiyle gördüğüm Doha’ya ise inanamadım. Şehir büyüdükçe büyümüş. Dahası yeşili artmış! Onca ağaç ve yeşilliği o sıcakta nasıl koruyorlar, hayret ettim. Hayret ettiğim şeylerden biri de ünlü Fransız mimar Jean Nouvel’in yaptığı National Museum, yani Katar Ulusal Müzesi oldu. “Çöl gülü” denilen oluşumdan etkilenerek tasarlanan, yatay bir şekilde ilerleyen, devasa bir alanı kaplayan (40 bin metrekare) müze fütüristik bir heykel gibi… “Jean Nouvel’in yeni mimari şaheseri” olarak değerlendirilen müzenin içinde güncel sanat eserlerinin sergilendiğini sanıyordum. O konuda fena yanılmışım. Müze, “dünya bir gaz ve toz bulutuydu” diyerek başlıyor hikâyesine. Ve ziyaretçilerine Katar’ın milyonlarca yıl önceki oluşumundan şimdiki zamana kadar olan gelişimini anlatıyor. Yani aslında müzenin içindeki her şey gösterişli bir “Bizim de bir geçmişimiz var, yabana atmayın” der gibi…

TEBRİĞİ HAK EDİYOR

Gel gör ki en çok ilgi çeken elbette müzenin hayranlık uyandıran tasarımı. 10 yıldan fazla bir süredir yapımı süren müze için Jean Nouvel gerçekten de koca bir tebriği hak ediyor. Çünkü müzenin sırtlarında dolaşıp fotoğraf çektirince daha iyi anlıyorsunuz: Nouvel, çöldeki kum tepelerinin ıssız hissiyatını aynen yaşatıyor insana. Unutmadan, Nouvel yakın zamanda Louvre Abu Dhabi’yi de tasarlamıştı.

BU AY SEZONU AÇIYOR: Kai Beach

Turizm, gayrimenkul ve inşaat sektörlerinde yaptıkları yatırımlarla tanınan RMA Group, Kai Beach’i bu yıl yine Mandarin Oriental Bodrum’da açıyor. 22 Mayıs’ta açılacak Kai Beach’e bu sezon Mikonos’un beach eğlence kültürü hâkim olacakmış. Evet, Mikonos kültürünü Bodrum’a taşımak zor, ama RMA Turizm Grubu’nun yeni ortağı ve CEO’su Deniz Zengin bu konuda
iddialı. Deniz Zengin şöyle diyor: “Tüm yaz sezonu boyunca akşamüstü canlı müzik Happy Hour partileri yapacağız. İskender Paydaş, Çağlar Hepterlikçi, Yol Project, Allen Hulsey gibi sanatçıları ve Murat Tokuz gibi ünlü DJ’leri ağırlayacağız. Pazar günleri ise farklı DJ’lerin sahne alacağı, gün boyu süren beach festival partilerimiz olacak.

Hazırlayan : ONUR BAŞTÜRK

onurbasturk.kelebek@gmail.com

gizema@groupmedya.com