Dosya
Öneriler
Evler
 
Bu sayfayı Facebook'a gönder Bu sayfayı del.icio.us'a gönder Bu sayfayı Stumble'a gönder! Bu sayfayı Netscape'e gönder! Bu sayfayı Reddit'e gönder!
   

 
 
Sanatla Güzelleşen Dünya
Türkiye'de galericilik dendiğinde ilk akla gelen isimlerden yahşi Baraz'ın dünyasına konuk olduk.
Kurtuluş'ta ailesinin yaşadığı altı katlı binada doğan ve yaşamını aynı binada devam ettiren Baraz'dan geçmiş ve günümüz Türk resim sanatını, eşsiz sanat kitabı koleksiyonunu ve galericilik serüvenini büyük bir keyifle dinledik.

Altı katlı eski bir Kurtuluş binasının önündeyiz. Burası Yahşi Baraz'ın hem evi, hem galerisi hem de ofisi... Her katta her köşede sanat eserleri, duvarlarda resimler, fotoğraflar, gemi telefonu gibi farklı objelerin koleksiyonları ve Türkiye'nin en kapsamlı sanat kitabı koleksiyonuyla daha önce gördüklerimizden çok farklı karakterde bir mekandayız.

Türkiye'de galericilik sektörünün önde gelen isimlerindensiniz. Nasıl başladı sanat merakınız?
Sanat çok zevkli bir konu. Resim tutkum 1964'te Güzel Sanatlar Akademisi'ne girdiğimde başladı. Avrupa ve Amerika'ya seyahatlerimle beraber, batıyla ilişkiler kurdum. Avrupa'daki müze ve galerileri gezerken, içimde sanata karşı büyük bir tutku oluştu. Ve o günlerden itibaren sanat dışında hiçbir hayatım olmadı. Hep sanatçılar, müzeler, galeriler, kitaplar, paneller...

Bu sürecin öncesinde, çocukluğunuzda da hayatınızda sanat var mıydı? Aileniz ilgili miydi sanatla?
Gayet tabii... Bizimki eski bir Osmanlı ailesi, aşağı yukarı 250 sene öncesine dayanan bir İstanbul ailesiyiz. Büyük dedem, Sultan Reşat zamanında Genel Kurmay Başkanı ve harp tarihi profesörüymüş, Atatürk'ün de hocası aynı zamanda... Aile, zaten entelektüel bir aile, özellikle de babam... Halı, kilim, etnografik eserler ve kitaplarla büyüdüğüm için üzerimde mutlaka etkilerinin olduğunu düşünüyorum. Çünkü sanat eseri biriktirmek veya sanatla ilgilenmek mutlaka aile bağıyla olan bir şeydir. Yani 40-50 yaşında başlarsanız, sanat dünyasını kaçırmış oluyor ve dialog kurmakta zorlanıyorsunuz. Çocukluk yıllarım, Türkiye'de sanatın gelişmemiş olduğu yıllardır. 1950-60'lar yavaş yavaş kişilik kazandığım zamanlardır ki, o yılları Avrupa veya bugünkü Türkiye ile karşılaştırırsanız, bir hiç olduğunu görürsünüz. Müzelerin, galerilerin, resim pazarlarının olmadığı, koleksiyoncunun, hatta ressamların hazır olmadığı bir dönemdir. Dolayısıyla çocukluk yıllarım, daha çok batıda öğrendiğim şeylerle oluştu, 60'lı yıllardan sonra Avrupa ve Amerika'ya gidişimle, aradaki mesafeyi kapatmaya çalıştım. Galericilikte de örnek yoktu, birkaç galeri açılmıştı, Maya Galerisi, Mefkure Şerbetçi, Melda Kaptana gibi... Pazarlama ve yaygınlık kazanma amaçlı, belki de Türkiye'de bu çabayı ilk gösteren galericiyim diyebilirim. Tabii bunu benim söylemem iyi bir şey değil, başkasının söylemesi lazım...

Türkiye'de sanat piyasasını yönlendiren isimlerden birisiniz. Şu anki resim piyasasıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?
Aşağı yukarı 30-35 senelik bir galericiyim. Bizim dönemimiz, Türkiye'de bir pazar oluşmasına sebebiyet verdi. İlk koleksiyonculardan en önemlisi, Kemal Erhan'dı. Ondan sonra 70'li yıllardan itibaren çok daha farklı, birçok koleksiyoncu çıktı. Halil Bezmen, Erol Aksoy, Mustafa Taviloğlu, Barbaros Çağ, Sema Çağ gibi birçok isim sayılabilir. Arkasından, daha yakın tarihe doğru, müze kuranlar oluştu; Suna Kıraç, İnan Kıraç gibi... Biz, açtığımız ilk galeri döneminde, 1970-2000 yılları arasında ilk koleksiyoncu grubunu oluşturduk. 2000'li yıllardan sonra bir değişim oldu, eski resim bitti de denilebilir. Bugün, bir Osman Hamdi, bir Şevket Dağ bulmanızın imkanı yok neredeyse. 21. yüzyıla girişte, yeni nesil geldi ve o nesil, genç kuşağı destekledi, sergiler açmaya başladılar, eski resmi unuttular ve genç kuşak koleksiyoncular, galerici ve ressamlar meydana çıktılar. Bu çok sağlıklı bir şeydir. Fiyatlarda o yükseliş 2005'ten itibaren başladı ve devam ediyor. Mesela bugün Türkiye'nin en bulunmayan ressamları, galeriyi açtığım zaman erişilmez ressam konumunda değildi. O zamanlar kime telefon etsek, istediğimiz fiyata, istediğimiz miktarda resim bulabilirdik. 20-25 sene içinde birçok resim, iyi veya kötü, ufak fiyatlara el değiştirdi. Hatta birçoğunda da, karsız satışlar oldu. O dönemin en aranan sanatçıları, Ali Çelebi, Mahmut Cuda, Sabri Berkel, Nurullah Berk, Abidin Dino günümüzle mukayese ettiğimiz zaman neredeyse hiç para kazanmadan vefat ettiler. Galericilik hareketini başlattığımız zaman Aydın Cumalı, Ertan Mesci gibi isimlere uğraşımızla resim yaptırırdık. Ondan sonra gelen kuşak da çok mücadele verdi. Mesela Mehmet Güleryüz, Ömer Uluç, Burhan Doğançay, Erol Akyavaş gibi isimler de uzun yıllar sonra para kazanmaya başladılar. Türkiye'de 1970'li yıllardan 2000'e kadar olan dönem, bir nevi 19. yüzyıl Fransa'sını hatırlatıyor. Nasıl ki, Fransız Klasizmi para ederken, Empresyonist dönem başlamış, ardından Van Gogh, Gauguin gibi isimlerle Post Empresyonizm ve devamında Picasso, Baptiste gibi isimlerle 20. yüzyıl başlamış. Onların ne kadar zorlandığını düşünürseniz, aynı zorluğu bizim sanatçılarımızın da çektiğini görürsünüz.

Onlardan en güzel eserlerini, 200-300 USD'den satın aldım. O para onlar için çok mühimdi. Bu ayıp bir şey değil, bir ülkenin dramı aslına bakarsanız. Bir ülkenin sanatçıya ne kadar sahip çıkmadığını gösteren bir şey. Şimdi genç ve dinamik bir piyasa oluştuğunu gözlemlemek umut verici...

Sizce Türk sanatının, dünya sanatına etkisi veya katkısı var mı? Resim ve heykel sanatı, tamamıyla Hıristiyan dünyasının icat ettiği bir şeydir. Resim sanatı nasıl başlamış?
Mağara devrini geçiyorum; insanlar o zaman, belirli sebeplerden dolayı resim yapmışlar. Onu bir tarafa bırakırsak, resim sanatı Hıristiyanlığın başlangıcından itibaren, İncil'in daha iyi anlaşılması için, onu illustre etme şeklinde başlamıştır. Çünkü o zamanlar, Hıristiyanlık dininde bir tırmanış oluyor fakat büyük bir cehalet var, okuyarak anlayamıyorlar.

Kilise, ressamlardan yardım istiyor. "İncil'i çok güzel bir şekilde tasvir edin ve halk bunu anlasın" diyorlar. Dikkat ederseniz, Rönesans'a kadar, hep dini resim yapılmıştır. Fakat Rönesans sanatçıları, din dışı da resim yapılır diyerek Aydınlanma Çağı ile dünya resmine başka bir estetik getirmişler. Heykel sanatı da aynı şekilde, 4. yüzyılda Hıristiyan camiasında başlıyor. Küçük çocuklar, anne-babalarıyla kiliselere gittikleri zaman ikonaları görüyorlar ve önünde dua ediyorlar. Resimle diyalog kurma amaçlanıyor çok küçük yaşta.

Bach'ın müziğini dinliyorlar... O çocuklar, ileride çok iyi bir müzisyen, bir konser izleyicisi olabiliyorlar. İçinden bir besteci de çıkabiliyor, bir sponsor da... Resim tutkusu olan koleksiyon yapabiliyor, müze kurabiliyor. Tabii, İslam dünyasında böyle bir gelişim olmadığı için, yasaklamalar olduğundan sanat çok geç tanınmış. Yaklaşık 150 senelik mazimiz olduğu için şu ana kadar Türk sanatının dünyaya katkısı olamamıştır. Bundan sonraki nesiller, bu 150-200 senelik hatayı telafi edip, kendi kültürlerinden çıkış yaparak Avrupa sanatına katkıda bulunurlar ise, o zaman belki, Avrupalılar Türkler'i kabul edebilir. Türk resminin tamamen entegre olmasına zaten imkan yok. Ancak, 1-2 kişinin dahiyane, yeni, estetik buluşlarıyla, kendi kültürünü arkasına almasıyla, onu yorumlamasıyla dünya kültürüne katkıda bulunulabilir. O zaman müzelerde, o sanatçının eserlerini başköşeye asarlar ve büyük sergiler açabilirler. Bedri Baykam, Ergin İnan, Burhan Doğançay, Erol Akyavaş bunun için çok uğraşıyorlar. Umarım belirli bir zaman diliminde kabul görecekler.

Türkiye'nin en büyük sanat kütüphanesine, koleksiyonuna sahipsiniz. Bu koleksiyonu nasıl yaptınız?
Kitap merakı babamdan gelen bir şey. Onun da çok büyük bir kütüphanesi vardı, hala da muhafaza ediyorum, aşağı yukarı 10-15 bin civarında esere sahip. Fakat onun çok az miktarda sanat kitabı var, daha çok Türkoloji ve Mongoloji üzerine, Orta Asya Türkleri ile alakalı kitaplar mevcut. Zaten kendisi de, Türkolog'du. Tarih kitapları var. Benim tarihle doğrudan ilgim olmasa da, onları büyük bir zevkle muhafaza ediyorum. 18-19 yaşımdan itibaren kitap toplamaya başladım, öyle bir merak oluştu. Her gittiğim ülkeden bir sürü kitap alırdım. İsveç'ten, İngiltere'den, Rusya'dan, Amerika'dan, her taraftan mutlaka kitap getirirdim. Benim kütüphanem sanat kütüphanesidir ve çok bilinçli toplanmıştır. Yani mağara devrinden, güncel sanata kadar ne isterseniz size çıkartabilirim. Bu gün 30.000 civarında kitabım var. Bu kitapların bazıları üniversite kütüphanelerinde bulunmuyor. Bazen üniversite kütüphanelerine gittiğimde üzülüyorum. Harvard Üniversitesi'nde 13 milyon kitap vardır. Bunu baz olarak alırsanız, Türk üniversitelerinin ne kadar fukara olduğunu görürsünüz. Kitap bu güne kadar binlerce nesil yetiştirmiştir ve kitaba önem vermediğimiz için de Türkiye, eğitim yönünden geri kalmış bir konumdadır. Türkiye'de ne sanat kitabı yayınlanmıştır Türkçe olarak bu güne kadar, ne de böyle bir çeviri çalışması yapılmıştır. Bu çok büyük bir eksiklik ve Cumhuriyet döneminde 4-5 nesli kayıp kuşak olarak görüyorum. Hem sanatta, hem bilimde, hem edebiyatta çok geri bir konumdayız. Bu, süratle devlet politikasıyla düzeltilmesi gereken bir şeydir. Şahısların yapabileceği bir şey de değil. Kitap biriktirmek çok büyük para, enerji, zaman isteyen bir şeydir. İşte ben bunu, hobi olarak yaptım.

Sizce şu anda, çağdaş sanatın en önemli merkezi neresi?
16. yüzyılda İtalya idi. 18-19. yüzyılda Fransa, 1960'tan itibaren New York... 2000'den sonra dünya çok kutuplu oldu. New York, Londra, Berlin, Paris ve oradan Uzakdoğu merkez haline geldi. Çin, Güney Kore ve Japonya gelişim gösterdi. Bu gün en büyük şansımız, bu çok kutuplu dünya merkezlerinde, bir Türk sanatçımızın meşhur olması diyelim. Çok daha kolay olabilir çünkü tek kutuplu olan yerlerde, bütün dünya sanatçıları oraya hücum ettiği için, oradaki şans oranı, bu günkünden çok daha azdı. Sanatçılarımızın çok kutuplu bu sistemde varlık göstereceklerine inanıyorum.

Neden Kurtuluş'u seçtiniz semt olarak?
Bizim nüfus kayıtlarımız Fatih'te. Sonra Aksaray'da oturmuşuz. O zamanlar eski İstanbullular, Aksaray'da otururmuş. Zaten Boğaz diye bir şey yoktu o zaman, 19.yüzyılda keşfedildi. 20.yüzyılda bir Beyoğlu başlıyor, bir de Kurtuluş var.

İstanbul'un en güzel muhitlerinden ikisi bunlar. Dedem de, 1924 yılında bu binayı satın almış. "Biz daha medeni bir yere geçelim" demiş. Benim çocukluğum, burada Ermeni ve Rum çocuklarıyla geçti, hepsi son derece medeni insanlardı. En ufak bir etnik çarpışma olmadan geçti onlarla çocukluğum. Yazın dört ay Tarabya'da otururduk, kışın da burada. Ben ailem vefat ettikten sonra, buradan çıkamadım. Çok eşyam vardı. Ayrıca bu, güzel bir şeydir; mesela bu gün istatistik yapsanız, çok az Türk ailesi dedesinin evinde oturuyordur. İngiltere, Belçika, Hollanda'da onu muhafaza ederler. Fakat Türkiye öyle parçalanmış ki, kimse babasının evinde oturmuyor. Ekonomik şartlar, iç göçlerden dolayı yerine oturmamış. Türkiye yavaş yavaş yerine oturmaya başlıyor. Ama bu çok zaman alacak.

Şimdi memnun musunuz Kurtuluş'ta oturmaktan?
Şu an, Kurtuluş çok bozulmuş durumda. İç göç nedeniyle çehresi değişti. Eskiden biz hiç kapıyı kilitlemezdik, şimdi kilitleyerek oturuyoruz. Böyle bir değişim oldu.

Ne ifade ediyor sizin için bu bina?
Bu bina, benim için zamanın çok hızlı geçtiğinin simgesi. Bu binada doğdum, en üst katta. Bir de, home-office diye bir tabir çıktı. Bunu bilmeyerek çok rahat bir şekilde hayatımı geçirdiğime şahit oldum. Günde iki saat trafikten kazanarak yaşadım, istediğim yere çok kısa sürede gidebilecek bir mevkideyim. Severek oturuyorum burada, her halde bundan sonra da değişmez. Zaten yurtdışı seyahatlerim de oluyor, yazın Bodrum'a gidiyoruz. Memnun bir şekilde devam ediyoruz hayatımıza.

Eşyaları nasıl seçtiniz?
Dekorasyonu kendi kendine oluştu, aileden kalan parçalar ve zaman içinde alınanlarla oluştu. Değişik yıllarda özellikle antikacıları, eskicileri gezerken görüp satın aldığım eşyaların bir araya gelmesiyle bugünkü halini aldı.

Bir evi ev yapan nedir?
Evin sahibinin kişiliğidir bence. Bir eve girince o mekanın sahibiyle ilgili birçok fikre sahip olabilirsiniz. Zaten olması gereken de budur, ev öyle olmalı ki oturan kişi içinde eğreti durmamalı, onun kişiliği ve birikimlerini yansıtmalı.


Yorum sayısı: 0 



 

DİĞER HABERLER

Yunanistan'ın en güzel ...

Helin Avşar hayatında yepyeni bir ...

Mekana ilk adım... Girişte ...

Türkiye'de galericilik dendiğinde ilk ...

Mimari, iç mimari ve mobilya tasarım ...

Galata'da, semtin efsanevi yapısı ...

Aile ve arkadaşlar için ideal alan ...

Ruhu sanata tutkun bir asilzadeyi ...

Ressam Hedy Klineman, East Hamptons'da ...

Kont ve kontes D'Ornano çiftinin ...

Suadiye'de her köşesi ayrı bir ...

Bir mekan, içinde yaşayanların ...

Tasarımcı Nahide ...

Beykoz Konakları'nda büyük bir bahçe ...

Marta Kalyoncu'nun şehirdeki yeni evine konuk olduk. ...

Hiç mi büyümez erkekler? Hep oyuncak ...

Bir iç mimar işe kendinden başlar, ...

İstanbul Boğazı'na tepeden bakan, ...

Amerikan stilinin detaylarını Türk ...

Hayatın abartılı dekorlarından uzak, ...

Alpler'in yamaçlarında 200 yıllık ...

Boğaz'ın tam ortasında, gerçek ...

Sofra aksesuarları, dekoratif objeler, ...

İstanbul'un en güzel apartmanlarından ...

On yıldır aynı evde yaşayan Tolga ...

Arzu Kaprol'un Kuruçeşme'deki yeni ...

Çukurcuma'da dar sokakların, ...

Farklı mobilyalarla oluşturulmuş ...

İstanbul aşığı bir İzmirli Ebru Akel. ...

Roma'da Post-Rönesans mimarisinin en ...

1905'de inşa edilmiş, Art Noveau stili ...

Aşağı Normandiya'nın sahil şehri ...

Üç kuşağın yaşamına şahit, sanat ...

Sarıyer'in dik yamaçlarında ...

Floransa'da bir dönüşüm projesi.

Yaratıcı ve genç ruhu, farklı ...

Ressam Fatma Tülin Öztürk'ün ...

Dıştan bakıldığında ahşap, iki ...

Kuzguncuk'ta, Nevzat Sayın, Mert Eyiler ...

Uzun zaman önce sözünü aldığımız ...

İlk kez kapılarını açtı...

Siren Ertan'la, antika parçalar ve ...

Bugünlerde herkes ondan bahsediyor, onu ...

İstanbul Üniversitesi Rektörlük ...

Eda Taşpınar'ın evini ...

Hansel ve Gretel'in şekerden ...

İstanbul Boğazı'nın ilk Türk köyü ...

İnsanın evini kendi elleriyle yapması ...

Toskana Vadisi Evleri'nde doğa ve ...

Mimar Uğur Çetin, yılların ...

Çevremizi, Aristo'dan miras kalan beş ...

Bordeaux'da sade bir yaşam
 
 
 
DERGİDE BU AY
EDİTÖRDEN
KISA KISA
ALIŞVERİŞ
Bakır tonlarındaki aksesuarlarla cezbedici şıklık
Hayat kurtaran sehpalar
 
TESTLER

Evinizi Seviyor Musunuz?
Stilinizi Bulun
Lükse ne kadar düşkünsünüz?
 
EN SON EKLENEN HABERLER
 
EN ÇOK OKUNAN HABERLER