| |
|
|
 |
|
| |
|
|
Tasarım Mabedi Gibi...
Mimari, iç mimari ve mobilya tasarım projeleri yürüten Kocacıklıoğlu Mimarlık'ın sahibi Cem Kocacıklıoğlu'nun Gümüşsuyu'ndaki tasarım üssü evine konuk olduk.
Hazırlayan: Şafak Ünal, Fotoğraf: Bige Yalın
Gümüşsuyu'nda, 1950'li yıllarda modernist çizgide inşa edilmiş bir binanın zevkle dekore edilmiş dairesindeyiz. Ev sahipleri Cem Kocacıklıoğlu, eşi Ayşe ve küçük kızları Yaz bizi keyifl e misafir ediyor. Evin yaşam alanlarını, kendi tasarım çizgisini, dekorasyon tercihlerini, etkilendiklerini Cem Kocacıklıoğlu'ndan dinledik.
Son projelerinizi öğrenebilir miyiz? Kocacıklıoğlu Mimarlık'ta on kişilik bir mimari ekibimiz var, iç mimari, mimari, mobilya tasarımı ve üretimi yapıyoruz. Aynı anda birçok farklı tipte proje üzerinde çalışıyoruz. Spor merkezi, radyo, alışveriş merkezi, sinema, konut gibi farklı projelerimiz mevcut ve hiç biri diğerine benzemiyor. İtalya, Yunanistan, Avusturya, İngiltere'de projeler yürüttükten sonra on yıldır Türkiye'de aktif olarak Kocacıklıoğlu Mimarlık'ın başındayım. O günden beri de 70-80 proje tamamladık. Projelerimizin bir senelik süreçleri mevcut. Şu anda İzmir Narlıdere'de bir villa, Tünel'de bir residence, bir IT ofisi, Marmaris'te bir butik otel renovasyonu, Göcek'te onbir villalık site gibi farklı projelerimiz mevcut. Çizgimizi niteleyen bir mekan grubu yok, olmamasına da gayret ediyoruz. Hem ofis kimliğini dinamik tutarak hem de sürekli günceli araştırarak, modernist bir rotada kalıp kendimizi tekrar etmemeye gayret ediyoruz. Ofis bünyesinde, projelendirme ve sonrasında tasarladığınızı üretme gibi bir program olduğundan bu süreç herkes için zorlu ama bir o kadar da eğitici oluyor. Tüm kararlar 1/1 ölçekte sınanıyor.
Babanızın Yıldırım Kocacıklıoğlu olmasının sizin meslek hayatınızdaki payı nedir? Babamın, meslek seçimimde birebir etkisi yok. Ama tabii ki tasarım objeleriyle dolu bir evde büyüdüm. Richard Sapper'ın radyo, küllük, kaplumbağa şeklinde telefon tasarımları benim oyuncaklarımdı. Babam hiçbir zaman "Şu mesleği seç" demedi, bana bıraktı. Ancak böyle bir ortamın içinde büyüyüp yaratıcı bir meslekle alakasız olmak zor. Tabii biraz mesleğe yatkınlıkla ve meraklı olmakla alakalı bir hadise bu, hiçbir zaman itfaiyeci veya astronot olmayı düşünmedim, üniversite hayatım boyunca bizim ofise gidip gelerek okul projelerimi profesyonel yorumlar alarak tamamlama fırsatını buldum. Babam, bu meslekte katıksız modernist tavırı ile tanınan ve Türk mobilya tasarımında öncü, misyoner, ekol gibi tanımları haketmiş firması Interno'nun kurucularından. Meslektaşları ile birlikte bu senenin başında Mimar Sinan'da 50. mezuniyet yıllarını kutladılar. Kendisi her türlü kreatif kararda ofistekilerin ve başta benim referans olarak yararlandığımız çok güvenilir bir danışman.
Tasarım anlayışınızı anlatır mısınız? İtalya, insanı estetik kaygılar açısından yontan bir ülke, sadece Rönesans ruhundan bahsetmiyorum. Yaşadığım şehir Milano idi; Lombardia bölgesi endüstrinin merkezi, mobilyaların üretildiği ve Avrupa'nın en zengin bölgelerinden bir tanesi⦠Dolayısıyla fabrikalara, sektöre, endüstriye yakın olmak sadece tasarımcı olmayı değil, o sektörün nasıl çalıştığını, nasıl üretim yapıldığını da anlamaya yarıyor. Hem endüstrinin tasarımcıları eğittiği hem de tasarımcıların endüstriyi eğittiği tam bir kaynama noktası. Sadece çizmekten bir adım daha öteye gidiyorsunuz. Bu da estetik, fonksiyon ve üretim açısından tasarım anlayışımı etkiledi. Dünyanın farklı yerlerinden gelmiş tasarımcılarla bir arada olmak, onlardan da çok şey öğrenmenizi sağlıyor, özellikle Uzakdoğulular enteresan ve yeni bir bakış açısıyla bakmamı sağladılar. Tasarım stilimi tanımlamak zor; beğendiğim tek bir şey yok. Bütün sanat ve tasarım dallarını takip ederim ve farklı etkileşimlerim olur. Modernist tavırlı ama değişik kültürlerden gelen her şey bizim yelpazeye giriyor. Az önce dediğin gibi İskandinav ağırlıklı olduğu doğru. Bir tek zamana limitli bir tasarım anlayışı değil bizimkisi, zamansız bir anlayış. O yüzden geleneksel ile moderni mümkün olduğu kadar evlendirmeye çalışıyoruz. Kimi zaman Japonya, kimi zaman Selçuklu, kimi zaman da İtalya'dan referanslar alıp kendi yorumumuzu sunuyoruz. Modernklasik olmaya çalışan bir stilimiz var çünkü çabuk eskiyen ve moda kalıplar içine sıkışan bir tasarım yapmak istemiyoruz.
Neden Gümüşsuyu'nu tercih ettiniz? Sanırım Gümüşsuyu bizi bir tasarım ve yaşam anlayışının getirdiği nokta oldu. Eşim Ayşe ile beraber verdiğimiz bir karardı; önceden Nişantaşı'nda oturuyorduk. Çocuğunuz olduğu zaman, semt seçiminde kısıtlanıyorsunuz. Okul mesafesi, aileye yakın olma isteği ön plana çıkıyor. Tüm bunların dışında bahçe büyük bir faktör oldu, bizim bahçeye karşı oturma isteğimiz ve zevkimiz var. Nişantaşı'nda da bu olanağımız vardı. Burada da öyle, şehrin çok içindesiniz ama öte yandan da değilsiniz gibi⦠Bu his bizi buraya getirdi. Boğaz'ı görmek de büyük şans, çünkü doğası çok değişken. Şimdi erguvanları yakaladık ki bence yılın en keyifl i zamanlarından biri... Kışın da bambaşka bir güzelliği var. Bahçeye çok iyi bakıldığından her mevsim ayrı bir tadı oluyor. Sokak oldukça özel binalara sahip, Katolik kilisesi, tam karşımızda aşı boyalı Ercüment Kalmuk Vakfı ve yanında Mimar Kemalettin'in yüzyıl başında projelendirdiği harika cepheli bir bina var.
Evden bahseder misiniz? Burası Kazım Taşkent'in 1954 yılında yan yana yaptırdığı iki modernist tavırlı binanın birinde yer alıyor. Biz yerleşmeden önce 36 yıl boyunca hiç yaşanmamış, konut olarak kullanılmamış. Yapı Kredi'nin yemekler ve davetler verdiği bir mekan olarak kullanılmış, bu yüzden arkada hazırlıklar için 60 metrekarelik bir mutfak vardı. Burası kata yayılmış oldukça yaşlanmış tek daire idi ama çok da keyifli bir proje olarak ele aldık. Tüm alt yapı ve iç mimari tanzim yenilendi, iki ayrı kat oluşturuldu, bahçe ve manzaradan maksimum oranda faydalanan ve iç-dış ilişkisini minimuma indiren doğramalar kullanıldı. Oda sayılarını azaltılırken günlük kullanılan hacimlerin ebatlarını elden geldiğince büyük ve ferah tutmaya gayret edildi. Doğal ışık kullanımı ve yeşille olan ilişkisi oldukça şanslı olan bu binanın apartman girişi ve dış cephelerini de elden geldiğince temizlemeye ve yenilemeye çalıştık. Yapım aşaması bir yıl sürdü.
Mobilya seçimlerini nasıl yaptınız? Bir mimarın veya tasarımcının kendini tekrar etmemesi ve evinde huzurlu olabilmesi için fikirlerini çok ince dokunmuş bir elekten geçirmesi gerek, çoğu zaman sırf bu yüzden kendi evleri bitmemiş projelerdir. Uzun yıllar birçok ev tasarlayıp sürekli ürettikçe birçok evreden geçiyorsun, renkler ve zevkler şaşırtıcı derecede değişiyor, nitekim eski evimiz bundan çok daha açık tonlu bir evdi. Ahşap seçimimizle birlikte evin tonları koyulaştı, belki biraz daha ağırbaşlı oldu. Özellikle mobilya seçimlerinde senelerdir gerçekleştirmek istediğim ve geçen yıl başardığım Kyoto seyahatinden kaynaklanan bir Japon etkisi olduğunu itiraf etmeliyim.
Sizce bir evi ev yapan nedir? Bir mimarın bu soruya cevap vermesi çok zor, objektif olamam. Özellikle bir mimarın kendi evini yapması çok daha zor. Yapamıyorsun resmen! Yaptığın her hareket, her seçim seni tanımlıyor. Evin en zor kısmı tamamen kişiye özel olması... Tasarlarken kendinizden çok yaşayacak olanların huzurunu düşünmeniz gerek. Evi tasarlayan değil o tasarımı kullananlar yaşatıyor, bu yüzden başarılı projenin özünde hep problemi veya istenilenin özünü doğru kavramak yatıyor. Soruları doğru sormalı ve müşterinin o güne kadar kemikleşmiş veya aksine hiç temas edilmemiş huylarını, yaşam zevklerini ortaya çıkartmalısınız. Ev projeleri hiçbir zaman bitmez, aksi durumda sağlıksız bir süreç var demektir.
|
|
|
DİĞER HABERLER
|
|
 |
Yunanistan'ın en güzel ... |
|
 |
Helin Avşar hayatında yepyeni bir ... |
|
 |
Mekana ilk adım... Girişte ... |
|
|
 |
Türkiye'de galericilik dendiğinde ilk ... |
|
 |
Mimari, iç mimari ve mobilya tasarım ... |
|
 |
Galata'da, semtin efsanevi yapısı ... |
|
|
 |
Aile ve arkadaşlar için ideal alan ... |
|
 |
Ruhu sanata tutkun bir asilzadeyi ... |
|
 |
Ressam Hedy Klineman, East Hamptons'da ... |
|
|
 |
Kont ve kontes D'Ornano çiftinin ... |
|
 |
Suadiye'de her köşesi ayrı bir ... |
|
 |
Bir mekan, içinde yaşayanların ... |
|
|
 |
Tasarımcı Nahide ... |
|
 |
Beykoz Konakları'nda büyük bir bahçe ... |
|
 |
Marta Kalyoncu'nun şehirdeki yeni evine konuk olduk. ... |
|
|
 |
Hiç mi büyümez erkekler? Hep oyuncak ... |
|
 |
Bir iç mimar işe kendinden başlar, ... |
|
 |
İstanbul Boğazı'na tepeden bakan, ... |
|
|
 |
Amerikan stilinin detaylarını Türk ... |
|
 |
Hayatın abartılı dekorlarından uzak, ... |
|
 |
Alpler'in yamaçlarında 200 yıllık ... |
|
|
 |
Boğaz'ın tam ortasında, gerçek ... |
|
 |
Sofra aksesuarları, dekoratif objeler, ... |
|
 |
İstanbul'un en güzel apartmanlarından ... |
|
|
 |
On yıldır aynı evde yaşayan Tolga ... |
|
 |
Arzu Kaprol'un Kuruçeşme'deki yeni ... |
|
 |
Çukurcuma'da dar sokakların, ... |
|
|
 |
Farklı mobilyalarla oluşturulmuş ... |
|
 |
İstanbul aşığı bir İzmirli Ebru Akel. ... |
|
 |
Roma'da Post-Rönesans mimarisinin en ... |
|
|
 |
1905'de inşa edilmiş, Art Noveau stili ... |
|
 |
Aşağı Normandiya'nın sahil şehri ... |
|
 |
Üç kuşağın yaşamına şahit, sanat ... |
|
|
 |
Sarıyer'in dik yamaçlarında ... |
|
 |
Floransa'da bir dönüşüm projesi. |
|
 |
Yaratıcı ve genç ruhu, farklı ... |
|
|
 |
Ressam Fatma Tülin Öztürk'ün ... |
|
 |
Dıştan bakıldığında ahşap, iki ... |
|
 |
Kuzguncuk'ta, Nevzat Sayın, Mert Eyiler ... |
|
|
 |
Uzun zaman önce sözünü aldığımız ... |
|
 |
İlk kez kapılarını açtı... |
|
 |
Siren Ertan'la, antika parçalar ve ... |
|
|
 |
Bugünlerde herkes ondan bahsediyor, onu ... |
|
 |
İstanbul Üniversitesi Rektörlük ... |
|
 |
Eda Taşpınar'ın evini ... |
|
|
 |
Hansel ve Gretel'in şekerden ... |
|
 |
İstanbul Boğazı'nın ilk Türk köyü ... |
|
 |
İnsanın evini kendi elleriyle yapması ... |
|
|
 |
Toskana Vadisi Evleri'nde doğa ve ... |
|
 |
Mimar Uğur Çetin, yılların ... |
|
 |
Çevremizi, Aristo'dan miras kalan beş ... |
|
|
 |
Bordeaux'da sade bir yaşam |
|
|
|
|
|
|
| |
|
|
| |
|
TESTLER
|
|
| |
|
|
|
|
| |
|