Logo

Gamze Cizreli ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik


Her geçen gün yükselen başarı grafiğiyle dikkat çeken bir kadın girişimci olması sebebiyle, Kadınlar Günü’nün kutladığımız aya çok uygun olduğunu düşündüğümüz bir sohbet için Gamze Cizreli’nin dünyasındayız. Kagider üyesi, disiplinli, anaç, yaratıcı, herkese yetecek enerjiye sahip, hep gülen, örnek teşkil edecek bir girişimci ama her şeyden öte inanılmaz yaratıcı bir kişilik Cizreli. Sorularımıza samimi cevapları ve kadınlara özel menüsünden lezzetlerle donattığı nefis sofrasına misafiriz. Herkesin bildiği, tanıdığı ya da bir şekilde adını mutlaka duyduğu Gamze Cizreli’nin evindeyiz. İş dünyasındaki tüm başarısını, Big Chefs’leri, her şeyi bir kenara bıraktık, bizim için hazırladığı nefis sofranın tadını çıkarıp kadınları, onun ev halini ve hayatı konuştuk.

 Bu kadar başarılı bir kadın girişimci olarak iş dünyasında yaptıklarınız zaten ortada ama evde nasılsınız?

Evimi çok seviyorum, huzurlu ve keyifli olmam önemli. Dekorasyon ve detaylar, sofrada benim olmazsa olmazlarım. Senelerce objeler topladım; özellikle masaüstünde kullandığım her şeyin bir anısı var. Yıllar önce bitpazarlarından, Londra, New York, Paris, Diyarbakır gibi yerlerden… Bunda sosyal bir işe sahip olmanın ve tüm gün insanlarla iç içe bulunmanın payı da var. Özellikle akşam oğlanlarla birlikte evdeyim, çok sevdiğim bir iki dostum ve ailemden bir iki kişi de vardır mutlaka. Öğlenleri iş yoğunluğundan dolayı genelde herkes akşamları sosyalleşir. Ben zaten bütün gün insanlarla beraber olduğum için özellikle pazar gününü hiç çıkmadan evde geçirmeyi çok seviyorum. Akşam sinemeya gidip bütün günü evde güzel yemekler hazırlayarak, film seyrederek, kitap okuyarak ya da keyifle gazete okuyarak geçirebilirim.

Peki, dışarı çıktığınızda bir mekâna sadece iş olarak mı bakıyorsunuz?

Ne yazık ki mesleki deformasyon denen bir şey var. Mekânlara gittiğimde servis nasıl, yemek nasıl, bunun içine acaba ne koymuşlar, şefi çağırayım bir sorayım diyorum mutlaka. Özellikle yurtdışı seyahatlerimdeki yeme içme zamanlarından çok keyif alıyorum.

Bu işlere başlamadan önce de böyle miydiniz?

Evet, eski arkadaşlarım da bunu bilir. Ben üniversiteyi Ankara’da, ailemden ayrı okuyordum. Babam başhekim olarak Konya’da görevliydi. Ankara’da üniversite öğrencileri baştan savma yemekler yaparken benim evde verdiğim yemekler ve kurduğum sofralar ODTÜ İşletme’deki sınıf arkadaşlarım arasında konuşulurdu.

Bir kadın girişimci olarak bu sektörde hangi avantajları ve dezavantajları yaşadınız?

Kadının avantajı, doğuştan var olan yaratıcı göz ve detaycılık. Eğer biraz da eğitim ve yapı olarak finansa yatkın bir yapınız varsa ve ikisini birleştirebiliyorsanız o zaman iyi bir sentez ortaya çıkıyor. Benim sektörümde avantajdı bu detaycılık, çünkü kadın işletmeciye duyulan bir güven var. Hani yuvayı dişi kuş yapar derler ya tüm dünyada geçerli bir inanış bu. Öte yandan kadın girişimci olmak bence bütün sektörün genelindeki en büyük dezavantajlardan biri. Çünkü kadın girişimci paraya ve finansmana zor erişiyor bunun sebebi de Türkiye ve dünyadaki bankacılık sisteminin genelde ipoteğe dayalı olması.

Elinizde bir sermaye olması gerekiyor…

Kadının üzerine Türkiye’de mal kaydedilmiyor. Aynı sorunu ben de o dönem yaşadım,  finansmana erişmekte zorluk çektim. Bu durum hâlâ engelleniyor, kadının asıl görevi ne olursa olsun çocuk bakımı en önde geliyor. Aslında çocuk bakımı, yaşlı bakımı, ev işlerinin düzeni bir arada da gidebiliyor. Ekonomik açıdan kendi ayakları üzerinde duran kadın, erkek için bir tehdit unsuru oluşturuyor. Okuduğumuz üçüncü sayfa haberleri, şiddetler, hepsi bundan dolayı oluyor. Kadın ekonomik açıdan güçlü olsa bunların oranı da azalacak.

Bir yandan kadın mutfakta ve üretimde daha yaratıcıyken bütün aşçılık sektörünün erkeklerin elinde olması ilgi çekici bir durum değil mi zaten?

Aileler kızlarını ve kadınlarını erkeklerin yoğun çalıştığı yerlere gönderip çalıştırmak istemiyor. Ve aşçılık bütün gün ayakta durulması gereken zor bir meslek. Aslında bedensel anlamda da kadınla erkeğin fiziksel farkları var bunu kabul etmek lazım. Kadınlar Günü ve kadın hakları için konuşuyoruz ama bazı gerçekleri de bilmek lazım tabii.

Sabahtan akşama kadar olan bir iş gününüzü anlatır mısınız?

Sabah 06.30’da kalkıyorum. 07.00’de de oğlumu ve bizimle kalan 14 yaşındaki yeğenimi kaldırıyorum. Hep birlikte güzel bir kahvaltı ediyoruz. Müziğimizi koyuyoruz, gazetelerimiz ve kahvemiz geliyor, çünkü o rutine alışsınlar istiyorum. Ben ailemde masa etrafında geçirilen zamanı çok önemsiyorum. Diyarbakır kökenli bir aileyiz, benim çocukluk yazlarım orada geçti. 40-50 kişi Dicle’ye bakan ve şimdi müze olarak kullanılan bir köşkte büyüdük. Orada böyle kalabalık sofralarda sabah kahvaltıları, öğle yemekleri ve akşam yemekleri birer ikişer saat sürer. Müthiş yemekler yenir, kuzular kesilir ve onlar pişerdi. Normal rutin öyle olduğu için ona alışkınım. İstanbul’da yaşarken de onu kaybetmek istemiyorum, onun için mutlaka sabah kahvaltılarına hep birlikte otururuz. Çocukları okula gönderdikten sonra 1 saat yürüyüş yapmaya özen gösteriyorum. Eğer hava kötüyse yürüyüş bandında ya da sitenin içinde yürüyorum. 09.00 gibi çıkıyorum evden.  Bazen erken toplantım olduğunda yürüyüşü akşam saatlerine bırakıp güne erken başlıyorum. İlk toplantımı 08.00’de başlattığım çok oluyor. Genelde erken toplantıları çok severim. Buna Ankara’da alışmıştık çünkü orası çok disiplinliydi. İstanbul’dayken biraz garipsedim, burada 11.00’den önce kimse birbirine randevu vermiyor; tabii biraz trafiğin de etkisi var. Öğlene kadar ekiple, şube yöneticileriyle ve operasyon müdürleriyle yoğun toplantılarımız oluyor. Öğlenleri de mutlaka şubelerde yemek yiyorum.

Sosyal hayatta da epey aktifsiniz…

Bir de şu avantajım var, işim çok sosyal olduğu için çeşitli dernek toplantılarını da Big Chefs’lerde yapıyoruz. Akşama kadar bu tempo sürüyor. Genelde daha programlı olarak haftada iki günü dışarıda, geri kalan günleri de evde geçirmek gibi bir özelliğim var.

img_4938

Picture 2 of 8


nazire