TOP

Filiz Akın’ın evine konuk olduk

Türk insanının hayatına girdiği 60’lı yıllardan bu yana zarafeti ve paylaşmaktan çekinmediği bilgi birikimiyle rol modeli olmuş Filiz Akın’ın İstanbul’a bir tepeden bakan evindeyiz

Sinema sanatçısı Filiz Akın ve eşi Büyükelçi Sönmez Köksal’ın Bebek’teki evlerinin manzarası onları ilk görüşte etkilemiş. İki sene boyunca içine sinen bir ev aradığını anlatan Filiz Akın burayı görür görmez çarpıldığını söylüyor. Akın’ın en sevdiği renk olan gri tonlarının hâkimiyetindeki salonu dekore ederken, eşiyle birlikte yıllar içinde biriktirdikleri eşyaları yenilerle harmanlamışlar. Bir evdeki huzurun onun süsünden daha önemli olduğunu söyleyen Akın “Burayı dekore ederken öncelikli amacım küçük bir bütçeyle her şeyin üstesinden gelmekti” diyor. Salonun dört bir yanını süsleyen objeleri incelerken Yeşilçam’dan başlıyoruz sohbete…

Filiz Akın’ın Yeşilçam’ın en önemli kişiliklerinden birisi haline gelmesi, birbiri ardına gelişen tesadüflerin bir sonucu aslında. O henüz yedi yaşındayken boşanan bir anne ile babanın kızı olan Filiz Akın, dikiş dikerek çocuklarına bir hayat sağlamaya çalışan annesini hayal kırıklığına uğratmamış ve o zamanlar burslu olarak devam ettiği Ankara Maarif Koleji’ni üçüncülükle bitirmiş. O yıllarda taklit yeteneğini konuşturan Akın güzelliğiyle de dikkat çekmeye başlayınca ısrarlara daha fazla karşı koyamayıp Artist dergisinin düzenlediği yarışmaya katılmış: “Koleji bitirdikten sonra hemen o yaz burun ameliyatı oldum. Annem merdivenden düşmüş sakatlanmıştı, çalışmak zorundaydım. Uçak ve gemi biletleri satan bir şirkette çalışmaya başladım. Şirketin yeri Kızılay’daydı, önü baştan aşağı camdı. Orada dolaşan ve benimle ilgilenen gençlerin sayısı artınca hafif tertip bir şehir efsanesi oluştu. Beğenilmeyi kendime pek konduramıyordum. Bu arada Artist’in düzenlediği yarışmaya bir arkadaşımın annesinin ısrarıyla katıldım. Kazandığımı söylediklerinde hevesim geçmişti bile. Oysa annemin hayalleri vardı, benim Belgin Doruk gibi sevilen, sayılan, köşklerde oturan bir kraliçe olmamı istiyordu. Filmciler de çalışma ortamını görmemiz için bizi ısrarla İstanbul’a davet ettiler.  O kadar ısrar ettiler ki sonunda bir baktım ‘Akasyalar Açarken’ filmini çekiyoruz!”

60-70’li yıllarda Yeşilçam

Filiz Akın’a göre 60’lı 70’li yıllarda sinema, bugünkü kadar güçlü bir sektör değilse de oyuncuların seyirci üzerinde epey etkili olduğu zamanlardı: “60-70’li yıllarda bugünkü gibi oyunculuk profesyonelleşmemişti. Usta, çırak usulü, yapa boza öğreniyorduk. Yine de arada çok kıymetli yönetmenler, Lütfi Akad’lar, Atıf Yılmaz’lar, Metin Erksan’lar, Memduh Ün’ler de vardı ve onlar imkânlar müsait olduğu zamanlarda harikalar yaratıyorlardı. Bir de nahif aşk filmleri yapan başka rejisörler vardı, onların da filmleri çok beğeniliyordu. Gene de çok özveriyle, severek, hissederek yapılan filmlerle seyircinin kalbinde çok büyük bir yer ettiğimizi görüyoruz. Başka bir eğlence olmadığı için seyirci üzerinde çok etkili olduğumuz bir dönemdi.”

Sofra sanatı

Filiz Akın’ın kurduğu dillere destan sofraları duymayan yoktur. Sanatçı yemek yapmayı 40 yaşında öğrendiğini itiraf etse de güzellik, zayıflama ve genç kalma konularında uzmanlardan edindiği bilgileri derlediği ilk kitabı “Güzelliklere Merhaba” ve ardında bıraktığı hastalığın teşhisi ve tedavi sürecini anlatarak kanser hastaları ve hasta yakınlarına umut olduğu ikinci kitabı “Hayata Merhaba”nın ardından 20 Mayıs 2013 tarihi itibariyle piyasaya çıkan “Lezzete Merhaba” kitabının heyecanını yaşıyor. Yemek yapmak ve bu yemeklerin sunumunda başarılı olmak, ona göre bir tür sihirbazlık: “Yıllar önce hasbelkader Paris’e gidip yerleşince iş başa düştü. 40 yaşında öğrendim yemek yapmayı anlayacağınız. Beni en çok cezbeden tarafı bir tür sihirbazlık, büyücülük olması… Doğadaki birtakım malzemeleri karıştırıp sanat eseri gibi bambaşka bir şey yaratıyorsunuz. Tabii bir de yapılan yemek beğenilirse sanatçıları besleyen alkış kısmı da vardı. Büyülendim! Dünyanın önde gelen restoranlarındaki tadım deneyimlerinden, gurmelerden, seyahatlerden, bir oda dolusu kitap ve dergiden yemek tarifleri derledim. Lezzetin peşinde koştum. İlk önce Sophia Loren gibi bir dünya starı ‘Yemek Tarifleri ve Anılar’ kitabını yazdı. Şimdi de bir süper star olan Gwyneth Palthrow var, o kadar başarılı ki ikinci kitabını tanıttı geçen ay. Yeme içme sektörünün zirvede olduğu bir dönem bu. Yemek bilenler rock yıldızı muamelesi görüyor. Ben de bütün biriktirdiklerimi, dünya lezzetlerinden seçtiklerimi, yeni ve değişik olanları da ekleyerek paylaşmak istedim.” Peki ama bu kadar başarılı davetlere imza atan Filiz Akın’ın davet sırları neler? “Misafirleri seçerken birbirleriyle ortak noktaları olabilecek insanları bir araya getirmek lazım. Hep aynı insanlar olmasın diye anlaşabilecekleri, sohbet edip keyiflenecekleri yeni isimler davet etmek güzel olur. Aynı meslek grubundan değil de çeşitli mesleklerden kişilerin olması iyi bir fikir. Hoşsohbet ve neşeli insanların varlığı davetin başarısını kesinlikle artırıyor. Yemekleri seçerken başlangıç deniz mahsulleriyse ana yemek et, tatlının tadı da seçilenlerle uyumlu olmalı. Belirli bir tema üzerine gidilip sadece deniz mahsulleri, ardından balıkla da devam edilebilir. Menüdeki her şeyin hamurlu ve kremalı olmamasına dikkat etmek gerek. Davetin başarılı olması için daha çok seçenek bulunan ve yemek süresiyle birlikte sohbeti de uzatan büfeler hazırlanabilir. Bir de yemeklerin sunuluşunu ve masa süslemesini unutmamak gerek. Bunlar da yemek kadar artı katıyor davete.” Filiz Akın’ın en son verdiği davetin menüsündeyse asma yaprağına sarılı zeytinyağlı enginar dolması, ardından havyarla tamamlanmış tadımlık kremalı ravyoli, ana yemek olarak patates gratenle servis edilmiş kuzu incik ve tatlı olarak da Fas usulü şaraplı armut ve zencefilli dondurma yer almış.

Hazırlayan Gökçe BURDURLU CÖMERT Fotoğraf Burak TEOMAN

[imagebrowser id=1430]

nazi@mayamedya.com