TOP

BoConcept’e Japon dokunuşu

Oldukça genç sayılabilecek bir yaşta, 24’ünde kendi tasarım stüdyosunu kuran bir deha Oki Sato. Şu sıralar BoConcept için yarattığı ürünlerle öne çıkan tasarımcıyla bu güzel işbirliği üzerine konuştuk.

 Karim Rashid, Morten Georgsen gibi dünyaca ünlü isimlerden sonra Japon tasarımcı Oki Sato da BoConcept ile bir araya geldi. Tasarım stüdyosu Nendo’yla birlikte markanın İskandinav tarzına ve işlevsellik ilkesine sadık kalarak iki parça üreten Oki Sato’dan özellikle bu projenin hikâyesini dinledik. “Fusion” adını verdiği koleksiyonunun yanı sıra tasarımcının tarzını ve tasarım felsefesini de mercek altına aldık.

Öncelikle kendinizden ve çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

2002 yılında, 24 yaşındayken Nendo’yu kurdum. Bugün 30 kişiden oluşan büyük bir tasarım ekibiyiz. Tokyo’nun dışında Milano’da da bir ofisimiz var. Tasarım anlayışımızın temelinde “her zaman biraz daha fazlasını verebilmek” yatıyor. Tüm bakışları üzerinde toplayacak, insanları bazen gülümseten bazen de şaşırtan tasarımlar… Mobilya ve aksesuar tasarımlarımızın yanı sıra Puma, Camper, Issey Miyake gibi uluslararası markaların showroom’ları için mimari projelere de imza atıyoruz.

Nendo’nun tarzını bize bir cümleyle nasıl anlatırsınız?

Bizim işimiz, günlük objeleri beklenmedik, şiirsel anların birer parçasına haline dönüştürmek.

Tasarım yaparken öncelikleriniz neler?

Tasarımlarımla insanlara bir hikâye anlatmak en büyük arzum. Benim için iyi tasarım, insanların duygularına dokunan tasarımdır.

Peki, BoConcept’le yolunuz nasıl kesişti?

Stockholm’de düzenlenen mobilya fuarında onur konuğuyken tanıştım markayla. Fuarda verdiğim konferansın sonrasında BoConcept’in tasarım direktörü Claus Jensen ile bir toplantı yaptık ve kısa sürede el sıkıştık. Bu işbirliğinin fantastik bir fikir olacağına ikimiz de inanmıştık ama çok hızlı hareket etmemiz gerekiyordu. Claus, Nendo’nun Tokyo’daki ofisini ziyaret ettikten sonra sadece iki haftamız vardı ve hızlı bir tasarım sürecinin içinde bulduk kendimizi.

BoConcept’le ortak bir çalışma yürütmeye bu kadar hızlı karar vermenizi sağlayan, sizi bu anlamda heyecanlandıran unsurlar neler oldu?

Tasarım süreci başladığında BoConcept’in Tokyo’da ve gezip gördüğüm birçok büyük şehirde mağazasının olduğunu zaten biliyordum. Markanın tasarımları çağdaş, kentli, oldukça kullanışlı ve fonksiyonel; bunlara bir de Danimarka’nın geleneksel tasarım anlayışını ekleyin! Temel ilkelere sadık kalarak yalınlığı ön plana çıkaran Japon tasarımlarıyla Danimarkalı tasarımların arasında güçlü bir bağın olduğunu düşünüyoruz. O yüzden de Danimarka markası olan BoConcept’e bir Japon dokunuşu getirmek istedik. Bunun düşüncesi bile bizi çok heyecanlandırdı.

“Fusion” koleksiyonu için size neler ilham verdi, çıkış noktanız ne oldu?

Tokyo’da boş alan çok değerlidir. Bu yüzden dar mekânların kullanımı için zekice çözümler üretmek tasarımcı için önemli bir konu. Dar alan çözümlerini göz önünde bulundurup tamamen dolu bir oturma odasını hayal ederek tasarım yapmak gerçekten hoşumuza gitti. Koleksiyonumuza “Fusion” ismini verdik; iki farklı elementi bir araya getirerek yeni fonksiyonlar ve görsel etkiler yaratma tutkusundan geliyor bu kavram. Bu tutku bize ilham verdi. Aslında tasarım anlayışımda origami sanatının büyük bir yeri olduğunu söyleyebilirim. Geleneksel Japon sanatında iki boyutlu kâğıdı üç boyutlu bir objeye dönüştürme prensibi yatar hep. Bu prensiple yola çıktık diyebiliriz.

BoConcept’in hayatınızdaki anlamı bu projeden sonra değişti mi?

Söylediğim gibi BoConcept zaten bildiğim bir markaydı, seyahatlerim esnasında farklı şehirlerdeki birçok mağazasına gitmiştim. Danimarkalı tasarım anlayışının benim fikirlerime ve yarattığım formlara çok uyduğunu düşünüyordum. Bu yüzden Stockholm’deki buluşmamız beni oldukça mutlu etti. Ortak çalışmamızın öncesinde de BoConcept’i gerçekten başarılı buluyordum. Şimdi ise kendi tasarımlarımı BoConcept mağazalarında görmekten gurur duyuyorum.

www.boconcept.com.tr

[imagebrowser id=1285]

nazi@mayamedya.com